Yazar: FERO CREATION | Tarih: Cuma, Åžubat 5th, 2010 saat 10:17 am
Gösterim: 58 defa | Yorum yok » | Kategori: Performans Proje Ödevleri

OÄŸuz KaÄŸan
Madem ki ben kağanınız oldum,
ordumuzun kargıları demirden bir orman,
gökyüzü otağımız ve güneÅŸ tuÄŸumuz olacaktır…
OÄŸuz KaÄŸan Destanı, Hun Türklerinin Destanıdır. Fakat bu Destanın bugün elimizde bulunan parçası, İslâmiyet’ten sonra, 13. yüzyılda, Uygur Türkçe’siyle yazıya geçirilmiÅŸtir. Aslında Destan çok uzundu. Bugün “Dede Korkut Hikâyeleri” diye bildiÄŸimiz yazılar, o Destanın İslâmi geleneÄŸe adapte edilmiÅŸ bölümlerinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. AÅŸağıda bugünkü Türkçe ile sunacağımız ve apayrı bir bölüm olarak yazıya geçmiÅŸ parça, İslâmiyet’ten sonra yazılmış olmasına raÄŸmen, orijinalliÄŸini oldukça korumuÅŸtur. OÄŸuz Destanı’nın bu ayrı bölümünün bugün tek bir yazma nüshası vardır, o da Paris’teki “Bibliothegue Naionale”dedir. Bu kütüphanenin “Türkçe Eserler” seksiyonunda 1001 numara ile kayıtlı bulunuyor.Bu yazma günümüz Türkçesine ReÅŸid Rahmeti Arat tarafından çevrildi ve 1936′da yayınlandı. Daha sonra 1970 yılında Millî EÄŸitim Bakanlığı’nın “1000 Temel Eser” dizisinde, Muharrem Ergin’in açıklayıcı önsözü ile, Uygurca metin de eklenerek tekrar yayınlandı.Destanın kahramanı OÄŸuz KaÄŸan‘ın, Asya Hunlarının en büyük, en ünlü kaÄŸanı olan Mete (Motun) olduÄŸunda birçok tarihçi birleÅŸiyor. Belki bu Destan Mete’den evvel de vardı. Mete’nin ünü, kahramanlıkları ve hayatının OÄŸuz KaÄŸan‘ın hayatına benzemesi, OÄŸuz KaÄŸan‘ın aslında Mete olacağını düşündürmüştür.Türkler, İslâmiyet’ten önce de, sonra da OÄŸuz KaÄŸan‘ı ata saymışlardır. Tarih, Hunlar’dan Osmanlılara kadar bütün Türklerin, Horasan, Azerbaycan, Irak, Anadolu, Balkanlar, Kırım, Ukrayna, Kuzey Afrika’da devlet kurmuÅŸ Türk topluluklarının hep aynı Hun-OÄŸuz birliÄŸinin torunları olduÄŸunu gösteriyor.OÄŸuz KaÄŸan‘ın annesi Ay KaÄŸan idi. Destan, Ay KaÄŸan’ın OÄŸuz’u doÄŸurduÄŸu günden baÅŸlıyor ve OÄŸuz KaÄŸan‘ın yaÅŸlanıp büyük Türk ilini oÄŸullarına paylaÅŸtırması ile sona eriyor. Fakat tekrar edelim: Bu Destanın sadece bir bölümüdür. Başından, ortasından ve sonundan eksiklikler çoktur. Umarız bir gün tam metin bulunur.

oÄŸuz
Minyatürdeki OÄŸuz : Türk milletinin ilk ve büyük hakanı OÅžUZ HAN’ı gösteren bir minyatür.

Oğuz Kağan Destanı
…Günlerden bir gün, Ay KaÄŸan’ın gözü parladı, doÄŸum sancıları baÅŸladı ve bir erkek çocuk doÄŸurdu. Bu çocuÄŸun yüzü gök gibi parlaktı. AÄŸzı ateÅŸ kızılı, gözleri ela, saçları ve kaÅŸları kara idi. Perilerden daha güzeldi.Bu çocuk anasının göğsünden bir defa süt içti, bir daha içmedi. ÇiÄŸ et, aÅŸ ve ÅŸarap istedi. Dile gelmeye baÅŸladı. Kırk gün sonra büyüdü, yürüdü, oynadı. Ayağı öküz ayağı gibi (kuvvetli), beli kurt beli gibi (ince), omuzları samur omuzu gibi, göğsü ayı vücudu gibi (kuvvetli) ve bütün vücudu tüylü idi. Yılkı güder, ata biner, av avlardı. Günlerden, gecelerden sonra yiÄŸit (delikanlı) oldu.O çaÄŸda, o yerde bir ulu orman vardı. Bu ormanda dereler, gözeler çoktu. Buraya gelen avlar, uçan kuÅŸlar da çoktu. Ormanın içinde bir de büyük bir canavar vardı: Yılkıları, insanları yiyen, çok büyük yaman bir canavar! (metinde gergedan olarak geçiyor). Bu canavar, halkı ağır bir eziyetle ezmiÅŸ, sindirmiÅŸti.

Oğuz Kağan çok cesur yiğitti. Bu canavarı avlamak istedi ve günlerden bir gün ava çıktı. Kargı, yay, ok, kılıç, kalkanla atlandı (ve canavarı bulmak için ormana gitti).
(Önce) bir geyik yakaladı. Onu söğüt çubukları ile bir ağaca bağlayarak bırakıp gitti. Sabahleyin tan ağarırken yine geldi. Gördü ki canavar geyiği kapmış.
(Oğuz Kağan bu defa) bir ayı yakaladı. Onu, altın kemeri ile ağaca bağladı ve gitti. Ertesi sabah, tan ağaran çağda yine geldi. Gördü ki canavar ayıyı da almış, götürmüş.
(Bu defa) o aÄŸacın dibinde kendisi durdu. Canavar gelip, başı ile OÄŸuz’un kalkanına vurdu. OÄŸuz kargı ile canavarın başına vurarak onu öldürdü. Kılıçla başını keserek, alıp gitti.

Tekrar (aynı yere) geldiği zaman gördü ki bir sungur (aladoğan) canavarın içerisini (iç organlarını) yemektedir. yay ile, ok ile sunguru öldürdü, başını kesti. Ondan sonra dedi ki: Canavar geyiği yedi, ayıyı yedi, kargım onu öldürdü. Çünkü kargım demirdendi. Canavarı sungur yedi, yay ve okum onu öldürdü. Çünkü okum bakırdandı.
Gene günlerden bir gün, OÄŸuz KaÄŸan bir yerde Tanrı’ya yalvarmakta idi. Karanlık bastı ve gökten bir gök (mavi) ışık düştü. GüneÅŸten, aydan daha parlak bir ışıktı. OÄŸuz KaÄŸan (bu ışığa doÄŸru) yürüdü. Gördü ki, ışığın ortasında bir kız oturuyor. Çok güzel bir kız. Başında ateÅŸli ve parlak bir beni yardı. Altın kazık (demir kazık yıldızı) gibiydi. Öyle güzel bir kızdı ki, gülse mavi gök gülüyor, aÄŸlasa mavi gök de aÄŸlıyordu.
Oğuz Kağan onu görünce usu (aklı) gitti. Onu sevdi ve aldı. Onunla yattı ve dileği oldu. Kız hamile kaldı.

Günlerden gecelerden sonra (kızın gözleri) parladı. Üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gün, ikincisine Ay, üçüncüsüne de Yıldız adını koydular.
Gene bir gün OÄŸuz KaÄŸan ava gitti. Önünde, bir göl ortasında bir aÄŸaç gördü. AÄŸacın kovuÄŸunda bir kız vardı. Yalnız oturuyordu. Çok görümlü (güzel) kızdı. Gözü gökten daha gök (mavi) idi. Saçları dere gibi dalgalı, diÅŸleri inci gibiydi. O kadar güzeldi ki, yeryüzü insanları onu görse “Ay ay, ah ah, ölüyoruz!” diye sütten kımız olurlardı.
Oğuz Kağan onu gördükte usu (aklı) gitti, yüreğine od düştü. Onu sevdi, aldı. Onunla yattı, dileği oldu. Kız dölboğa (hamile) kaldı.

Günler ve gecelerden sonra (bu hatunun da) gözleri parladı ve üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gök, ikincisine Dağ, üçüncüsüne Deniz adını koydular.
Ondan sonra Oğuz Kağan büyük bir toy verdi. Halka yarlıg gönderdi. Çağırılan halk, birbirine danıştı ve geldi. Oğuz Kağan kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Türlü yemekler, türlü şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.
Toydan sonra Oğuz Kağan beğlere ve halka yarlıg verdi. Dedi ki:

Ben sizlere oldum kaÄŸan,
Alalım yay ile kalkan,
NiÅŸan olsun bize buyan,
Bozkurt olsun bize uran,
Demir kargı olsun orman,
Av yerinde yürüsün kulan,
Daha deniz, daha müren,
Güneş tuğ olsun, gök kurıkan.

Gene ondan sonra, Oğuz Kağan dört yöne yarlıg yolladı. Bildiriler bildirdi ve elçilerine verip gönderdi. Bu bildiriler şöyle yazılmıştı:

“Ben Uygurlar’ın kaÄŸanıyım, yerin dört bucağının kaÄŸanı olsam gerektir. Sizlerden baÅŸ eÄŸmenizi istiyorum. Kim benim aÄŸzıma bakarsa (aÄŸzımdan çıkan emirlere uyarsa), hediyelerini kabul eder, onu dost bilirim. Kim baÅŸ eÄŸmezse, gazaba gelirim, onu düşman tutar, çeri çıkarıp baskın yapar ve astırırım, yok ederim!”

Gene o çaÄŸda, saÄŸ yanda, Altın KaÄŸan denen bir kaÄŸan vardı. Bu Altın KaÄŸan OÄŸuz KaÄŸan‘a elçi gönderdi. Pek çok altın, gümüş, yakut taÅŸlar, pek çok mücevher yollayarak bunları OÄŸuz KaÄŸan‘a saygı ile sundu. Onun emirlerini dinledi ve iyi vergilerle dostluÄŸunu saÄŸladı.
Sol yanda Urum denen bir kaÄŸan vardı. Bu kaÄŸanın çerileri çok çok, balıgları (ÅŸehirleri) çok çok idi. Bu Urum kaÄŸanı OÄŸuz KaÄŸan‘ın yarlığını (buyruÄŸunu) dinlemezdi. “Ben onun sözünü tutmam” derdi.

OÄŸuz KaÄŸan gazaba gelerek onun üzerine yürümek istedi. TuÄŸlarını kaldırıp askeriyle onun üzerine yürüdü. Kırk gün sonra Muz DaÄŸ (Buz DaÄŸ) denen dağın eteÄŸine geldi. Burada çadırını kurdurdu ve uyudu. Ertesi gün, tan aÄŸarırken, OÄŸuz KaÄŸan‘ın çadırına güneÅŸ gibi bir ışık girdi. O ışıktan gök tüylü, gök yeleli, büyük bir erkek kurt çıktı. O kurt, OÄŸuz Kâğan’a dedi ki,

“Ey, ey OÄŸuz! Sen Urum üzerine yürümek istiyorsun, ey ey OÄŸuz, ben de senin önünde yürümek İstiyorum!”

Ondan sonra Oğuz Kağan çadırını durdurdu ve gitti. Gördü ki çerinin önünde gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt yürümekte ve kurdun ardı sıra ordu ilerlemektedir.
Gök tüylü, gök yeleli bu büyük kurt, bir nice gün gittikten sonra durdu. OÄŸuz dahi çerisi ile durdu. Burada İtil Müren denen bir deniz vardı. Bu itil Müren’in yanında, bir kara daÄŸ önünde vuruÅŸgu (vuruÅŸma, çarpışma) oldu. okla, kargı ile, kılıçla vuruÅŸtular.
Çerilerin arasında vurulan çok oldu. Halkın gönüllerinde kaygı çok oldu. TutuÅŸma ve vuruÅŸma öyle yaman oldu ki, İtil Müren’in suyu zencefre gibi kıpkızıl oldu. OÄŸuz KaÄŸan yendi. Urum KaÄŸan kaçtı.

OÄŸuz KaÄŸan, Urum KaÄŸan’ın kaÄŸanlığını ve halkını aldı. Ordusuna canlı cansız pek çok ganimet düştü.

Urum KaÄŸan’ın bir kardeÅŸi vardı. Adı Uruz BeÄŸ idi. Bu Uruz BeÄŸ, oÄŸlunu daÄŸ başında, derin ırmak arasında, iyi tahkim edilmiÅŸ bir ÅŸehre yolladı. Dedi ki:

“Åžehri korumak gerek, sen ÅŸehri iyi sakla (koru), vuruÅŸgulardan sonra bize gel.”

OÄŸuz KaÄŸan bu ÅŸehre yürüdü. Uruz BeÄŸ’in oÄŸlu ona çok çok altın, gümüş yolladı. Dedi ki: “Ey OÄŸuz KaÄŸan, sen benim kaÄŸanımsın. Babam bana bu ÅŸehri verdi ye ‘ÅŸehri korumak gerek, ÅŸehri benim için sakla ve vuruÅŸgulardan sonra gel’ dedi. “Babam sana kızdı ise bu benim suçum olur mu? Ben senin buyruÄŸunu yerine getirmeye hazırım. Bizim kut’umuz (devletimiz, mutluluÄŸumuz) senin kut’un olmuÅŸ. Bizim uruÄŸumuz (soyumuz) senin aÄŸacının yemiÅŸindendir. Tanrı sana yer verip buyurmuÅŸtur. Ben sana başımı, kut’umu (devletimi) veriyorum. Sana vergi verir, dostluktan çıkmam” dedi.
OÄŸuz KaÄŸan yiÄŸidin sözlerini güzel gördü, sevindi ve: “Bana çok altın yollamışsın, ÅŸehri iyi saklamışsın (korumuÅŸsun)” dedi. Onun için ona Saklap adını koydu ve dostluk gösterdi.

Ondan sonra OÄŸuz KaÄŸan çeri ile gene İtil denen ırmaÄŸa-geldi, İtil büyük ırmaktır. OÄŸuz KaÄŸan onu gördü ve “İtil suyunu nasıl geçeriz?” dedi.
Çeri arasında iyi bir beğ vardı. Adı Uluğ Ordu Beğ idi. Akıllı bir erdi. Gördü ki bu yerde çok çok ağaç var. O ağaçları kesti, üzerlerine yatıp geçti.
OÄŸuz KaÄŸan sevindi, güldü ve: “Sen burada beÄŸ ol, senin adın Kıpçak (oyulmuÅŸ aÄŸaç) olsun” dedi.

Yine ilerlediler. Ondan sonra OÄŸuz KaÄŸan, gök tüylü, gök yeleli erkek kurdu tekrar gördü. Gök Kurt OÄŸuz Kâğan’a dedi ki:

“Åžimdi sen çeri ile burada atlan, atlanıp halkı ve beÄŸlerini götür, ben önden yürüyüp sana yol göstereceÄŸim.”

Tan ağardığında Oğuz Kağan gördü ki erkek kurt çerinin önünde yürümektedir. Sevindi, ilerledi.

OÄŸuz KaÄŸan bir alaca aygır ata binerdi. Bu aygır atı çok severdi. Yolda bu aygır gözden yitip kaçtı. Burada büyük bir daÄŸ vardı. Bu dağın üstünde de don ve buz vardı. Dağın başı soÄŸuktan ap-aktı. Onun için adı “Buz DaÄŸ”dır OÄŸuz KaÄŸan‘ın atı iÅŸte bu Buz DaÄŸ’ın içine kaçtı. OÄŸuz KaÄŸan çok üzüldü.

Çeri arasında, kahraman bir er beÄŸ vardı. Ne Tanrı’dan ne ÅŸeytandan korkardı. Yürüyüşe, soÄŸuÄŸa dayanıklı bir erdi. O beÄŸ daÄŸa girdi, yürüdü. Dokuz gün sonra OÄŸuz Kâğan’a aygır atı getirdi. Buz DaÄŸ çok soÄŸuk olduÄŸundan, o beÄŸin vücudu karla kaplanmıştı. Ap aktı. OÄŸuz KaÄŸan sevinçle güldü. Dedi ki: “Sen buradaki beÄŸlere baÅŸ ol, senin adın ebediyen Karluk olsun.”

Böyle dedi ve ileri gitti.

Yolda giderken büyük bir ev gördü. Bu evin (sarayın) duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı demirdendi. Kapalı idi ve açkısı (anahtarı) yoktu.
Çeride pek becerikli bir er vardı. Adı Tömürdü Kagul idi. Oğuz Kağan ona yarlıg (emir) verdi:

“Sen burada kal ve çatıyı aç, (Kal, aç), açtıktan sonra orduya gel” dedi.
Bundan dolayı ona Kalaç, (Kal, aç) adını koydu ve ilerledi.
Gene bir gün, gök tüylü, gök yeleli erkek kurt, yürümedi, durdu. OÄŸuz KaÄŸan da durdu ve çadırını kurdu. Burası tarlasız, çorak bir yerdi. Buraya “Çürçet” diyorlardı. Büyük bir yurt idi. Atları çok, öküzleri ve buzağıları çok, altın ve gümüşleri çok, cevahirleri çok çoktu.

Burada, Çürçet KaÄŸan’la halkı OÄŸuz KaÄŸan‘a karşı geldiler. VuruÅŸ-tokuÅŸ (vuruÅŸma-çarpışma) baÅŸladı. oklarla, kılıçlarla vuruÅŸtular. OÄŸuz KaÄŸan üstün geldi ve Çürçet kaÄŸanını öldürdü, başını kesti ve Çürçet halkını kendisine baÄŸladı. VuruÅŸgudan sonra OÄŸuz KaÄŸan‘ın çerisine, nökerlerine (maiyetine) ve halkına öyle çok ganimet düştü ki, yüklemek ve götürmek için at, katır ve öküz az geldi.

OÄŸuz KaÄŸan‘ın çerisinde, akıllı, iyi, becerikli bir er vardı. Adı Barmaklıg CoÅŸun Billig idi. Bu becerikli kiÅŸi bir kaÄŸnı yaptı. KaÄŸnı üzerine cansız malları yükledi, baÅŸ tarafına canlı malları koÅŸtu. Çektiler, gittiler. OÄŸuz KaÄŸan‘ın nökerleri ve halkı, hepsi, bunu gördüler ve ÅŸaÅŸtılar. Onlar da kaÄŸnı yaptılar. Bunlar, kaÄŸnı yürümekte iken kanga! kanga! diye bağırıyorlardı. Onun için onlara Kanga adını koydular.
Oğuz Kağan kağnıları gördü, güldü ve (o becerikli erine):

“Kanga kanga ile cansızı canlı yürütsün, KangaluÄŸ sana ad olsun, bunu da kaÄŸnı belirtsin” dedi, gitti.

Ondan sonra gene bu gök tüylü, gök yeleli kurt ile Sindu (Sind, Hind), Tangut, dahi Şam yönlerine atlanıp gitti. Çok vuruşgudan, çok tokuşlardan (vuruşma ve çarpışmalardan) sonra oraları aldı ve kendi yurduna kattı. Hepsini yendi, bastı.
Yine, söz dışında kalmasın ve belli olsun ki, güneyde Barkan denen bir yer vardır. Ulu, varlıklı bir yurttur. Çok sıcak bir yerdir. Burada çok avlar, çok kuşlar vardır. Altını, gümüşü, mücevherleri çoktur. Halkının yüzleri kapkaradır.
İşte bu yerin kaÄŸanı Masar denen bir kaÄŸandı. OÄŸuz KaÄŸan onun üstüne atlandı, çok yaman bir vuruÅŸgu oldu. OÄŸuz KaÄŸan yendi, Masar KaÄŸan kaçtı. OÄŸuz onu hükmü altına aldı, yurdunu ele geçirdi, gitti. OÄŸuz KaÄŸan‘ın dostları çok sevindiler, düşmanları çok kaygılandılar. OÄŸuz KaÄŸan sayılamayacak çok nesneler, yılkılar aldı. (Sonra) yurdunun, evinin yoluna düştü, döndü.
Gene, söylenmeden kalmasın ve belli olsun ki, OÄŸuz KaÄŸan‘ın yanında ak sakallı, ak saçlı, uzun akıllı (tecrübeli), yaÅŸlı bir kiÅŸi vardı. Anlayışlı, doÄŸru bir insandı. OÄŸuz KaÄŸan‘ın tüşimeli (veziri, danışmanı) idi. Adı (unvanı) UluÄŸ Türk (Ulu Türk) idi.
İşte bu Ulu Türk, günlerden bir gün, düşünde bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Bu, altın yay gündoÄŸusundan ta günbatısına dek uzanmıştı. Üç gümüş ok da güneye doÄŸru gidiyordu. Uykudan sonra düşte gördüğünü OÄŸuz KaÄŸan‘a anlattı ve dedi ki:

“Ey kaÄŸanım, senin ömrün hoÅŸ olsun, ey kaÄŸanım, sana dirlik hoÅŸ olsun, Gök Tanrı düşümde ne verdiyse gerçek olsun. Tanrı bütün dünyayı senin uruÄŸuna (nesline, soyuna) bağışlasın!”

OÄŸuz KaÄŸan Ulu Türk‘ün sözünü beÄŸendi. Onun öğüdünü dinledi ve öğüdüne uydu.
Ondan sonra, ertesi gün, büyük ve küçük oğullarını çağırttı ve dedi ki:
“Ey oÄŸullarım, benim gönlüm av diliyor, (ama) kocamış olduÄŸum için cesaretim yoktur,
Gün, Ay, Yıldız! Tan yönüne sizler varın! Gök, DaÄŸ, Deniz! Tün yönüne sizler varın!”
Ondan sonra (oğulların) üçü tan (doğu) tarafına, üçü de tün (batı) tarafına vardılar. Gün, Ay, Yıldız, çok avlar, çok kuşlar avladıktan sonra yolda bir altın yay buldular. Bunu alıp babalarına verdiler. Oğuz Kağan sevindi, güldü, yayı üçe böldü ve dedi ki:
“Ey büyük oÄŸullarım, yay sizlerin olsun, yay gibi okları göğe kadar atın!”
Gök, Dağ, Deniz de, çok avlar, çok kuşlar avladıktan sonra yolda üç gümüş ok buldular. Bunları aldılar ve babalarına verdiler. Oğuz Kağan sevindi, güldü ve okları üçe böldü. Dedi ki:

“Ey küçük oÄŸullarım, oklar sizin olsun. yay oku attı. Sizler oklar gibi olun!”

Uygur Türkçesi 13. yüzyılda Uygur yazısı ve Uygur Türkçesi’yle yazıya geçirilmiÅŸ olan OÄŸuz KaÄŸan Destanını daha önce de belirttiÄŸimiz gibi, ReÅŸid Rahmeti Arat, bugünkü Türkçeye aynı anlatışla, kelime eksiltmeden ve katmadan çevirmiÅŸti. Daha sonra bu Destan, (NİHAT SAMİ BANARLI) nın çok güzel önsöz ve açıklamalarıyla da yayınlanmıştır.

Bu Destanın hem üslûbu, hem de 13. yüzyıl Uygurcası hakkında bir fikir vermek için, son bölümünü aşağıya aynen alıyoruz. Öyle sanıyoruz ki, orijinal ifadesini ilk defa görenler de 13. yüzyıl Türkçesini fazla zorlanmadan anlayabileceklerdir:

…Ong yakıda kırık kulaç ıgaçnı tiktürdi. Anung basıda bir altun taguk koydı; adagıda bir koyun baÄŸladı. Çong yakıda kırık kulaç ıgaçnı tiktürdi. Anung basıda bir kümüş taguk koydı; adagıda bir kara koyunnı baÄŸladı. Ong yakda buzuklar oltırdı. Çong yakda üç oklar olturdı. Kırık kün, kırık keçe aÅŸadılar, içdiler; sevinç tapdılar.

Andın song Oğuz Kağan ogullarıga yurtın eliştürüp birdi. Takı tedi kim:

Ay oÄŸullar, kop men aÅŸdum,
Uruşgular kop men kördüm;
Çıda birle ok kop atdum,
Aygır birle kop yürüdüm;
Düşmanlarnı ıglagurdum,
Dostlarumnı men küldürdüm,
Kök Tengrige men ötedim;
Senlerge bire men yurdum.

Tags: asker, çocuk, Deniz, DEVLET, din, Eğitim, erik, erkek, Göre, halk, ilerleme, insan, Irak, ırk, İslâm, İslâmiyet, kpss dersleri, kpss sonuçları, Osmanlı, Paris, Performans Proje Ödevleri, Plan, Sözler, Tarih, türk, Uygur, vergi, yaş, yeri, Yüklem

Yorum yapın, mutlaka cevaplandırılacaktır