Gösterim: 83 defa | Yorum yok » | Kategori: Hayata Dair HerÅŸey
Kim demiÅŸ tarih sıkıcıdır diye… İnsanların çoÄŸu Haziran’da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuÅŸ büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan baÅŸka bir ÅŸeyden Yemek piÅŸirme iÅŸlemi her zaman ateÅŸin üzerine asılı durumdaki büyük bir Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soÄŸuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük’ Parası olanlar kalay-kurÅŸun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. ÇoÄŸu insanın kalay-kurÅŸun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun Bira ve viski içmek için kurÅŸun kadehler kullanılıyordu. Bu bileÅŸim İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer Gerçekler bunlar: 1600′lerde İstanbul’a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boÅŸaltma adetleri yüzünden ÅŸehirden uzak olan Tarabya’yaki bir konaÄŸa gönderilmiÅŸti. 19. yüzyıla gelindiÄŸinde, kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim’e taşınmalarına izin verilmiÅŸti…
Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz
gibi deÄŸilse eskiden İngiltere’de bu iÅŸlerin nasıl yapıldığını düşünün,
1500′lerde İngiltere’de iÅŸler şöyle yapılıyordu:
ayında yapıyorlar, Haziran’da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de
kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak
amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları
ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak
ta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale
geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü.
İngilizce’deki ‘banyo suyuyla birlikte bebeÄŸi de atmayın‘
(Don’t throw the baby out with the bathwater) deyimi buradan gelmektedir.
tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu
için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler)
çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen
hayvanlar kayarak çatıdan aÅŸağı düşüyordu. İngilizce’deki ‘kedi-köpek
yağıyor’ (It’s raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu.
Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.
yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır.
Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı
zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh)
seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman
geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak
üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı ‘thresh
hold‘ (saman tutan; Türkçesi eÅŸik idi.
kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler
ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam
yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek
ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok
uzun süre kazanda kalıyordu. ‘
(peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old)
tekerlemesinin menşei budur. Bazendomuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı .
Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin
eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek
misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna ‘yaÄŸ çiÄŸnemek’ (chew the fat)
adı veriliyordu.
Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep
oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler
buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca
domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.
yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı . Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten
yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman
kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve
küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların
ağızlarında ‘tabak aÄŸzı’ (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.
Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta
kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.
insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen
insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna ‘uyanma’ nöbeti deniyordu.
bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor,
kemikleri bir ‘kemik evi’ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı .
Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri
olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna
çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan
dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu
mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti ‘graveyard shift’)
denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur (‘saved by the bell‘) bazıları da ‘ölü zilci’ (dead ringer) olurdu.
Kim demiş tarih sıkıcıdır diye:
OrtaçaÄŸda Avrupa’daki rahibelerin yüz ve ellerinden baÅŸka yerlerini yıkamaları
kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla
süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı. Kirlilik adeti Amerika’ya da bulaÅŸmış
Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ”banyo yapmayı yasaklayan” ya da belirli
kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı. Philadelphia’ da ise kanunla
bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu. Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa’da lazımlıkları sokaklaraboÅŸaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet iÅŸlerini de buradan yürütürdü.




