Gösterim: 78 defa | Yorum yok » | Kategori: Belirli Gün ve Haftalar
İSTİKLÂL MARÅžI’NIN KABULÜ MEHMET AKİF ERSOY’U ANMA GÜNÜ İstiklal Marşı Korkma sönmez bu ÅŸafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Çatma; kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl Kahraman ırkıma bir gül, ne bu ÅŸiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl… Hakkıdır, hakka tapan, milletimin istiklâl Ben ezelden beridir hür yaÅŸadım, hür yaÅŸarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış ÅŸaÅŸarım! KükremiÅŸ sel gibiyim; bendimi çiÄŸner aÅŸarım; Yırtarım daÄŸları, enginlere sığmam, taÅŸarım. Garbın afakini sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! nasıl böyle bir imanı boÄŸar, Medeniyet! dediÄŸin tek diÅŸi kalmış canavar? ArkadaÅŸ! yurduma alçakları uÄŸratma, sakın. Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. DoÄŸacaktır sana vadettiÄŸi günler hakkın. Kim bilir belki yarın… belki yarından da yakın. Bastığın yerleri «toprak!» diyerek geçme, tanı: Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen ÅŸehid oÄŸlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uÄŸruna olmaz ki feda? Şüheda, fışkıracak, toprağı sıksan şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda. Ruhumun senden, ilahi ÅŸudur ancak emeli, DeÄŸmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar – ki ÅŸahadetleri dinin temeli- Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli, O zaman vecdile bin secde eder – varsa – taşım. Her cerihamdan, ilâhi boÅŸanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruhu mücerret gibi yerden naşım; O zaman yükselerek arÅŸa deÄŸer belki başım. Dalgalan sen de ÅŸafaklar gibi ey ÅŸanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal: Hakkıdır, hür yaÅŸamış, bayrağımın hürriyet; Hakkıdır; hakka tapan, milletimin istiklâl. Mehmet Akif ERSOY Mehmet Akif Ersoy Hayatı ve Eserleri (Özet Olarak) Türk edebiyatında “toplum için sanat” akımının baÅŸlıca temsilcilerinden biridir. Halka seslenen,yalın, halkın söyleyiÅŸ özelliklerini koruyan, konusu günlük ya da siyasal olaylardan alınmış, gerçekçi ve gözleme dayalı, aruz ölçüsü ile lirik-epik, lirik-didaktik ÅŸiirler yazdı. ESERLERİ: Safahât, ikinci kitap, Süleymaniye Kürsüsünde (1912) Safahât, üçüncü kitap, Hakkın Sesleri (1913) Safahât, birinci kitap (1914) Safahât, dördüncü kitap, Fatih Kürsüsünde (1914) Safahât, beÅŸinci kitap, Hâtıralar (1917) Safahât, altıncı kitap, Âsım (1919) Safahât, yedinci kitap, Gölgeler (1933) Safahât, bütün ÅŸiirleri I-II (1943, ölümünden sonra)
1873 yılında İstanbul’da doÄŸdu, 27 Aralık 1936 yılında aynı kentte öldü. Babası, Fatih Camii medrese hocalarından Arnavut İpek’li Tahir Efendi’dir. Ortaöğrenimini Fatih Merkez Rüşdiyesi’nde ve Mekteb-i Mülkiye İdadisi’nde gördü, bir yandan da Fatih Camisi’ndeki derslere giderek Arapça ve Farsça öğrendi. Ortaöğrenimini bitirdiÄŸi yıl, yeni açılan Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi’ne girdi, dört yıl süren öğrenimi sonunda baytarlık (veterinerlik) bölümünü birincilikle bitirdi (1893). Ziraat Bakanlığı’na memur olarak girdi, dört yıl kadar Rumeli, Anadolu, Arnavutluk ve Arabistan’da görev yaptı. Bir süre sonra, ek görev olarak, Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi’nde kitabet dersleri (1906) verdi. 1908′den sonra, arkadaşı EÅŸref Edip ile birlikte Sırat-ı Müstakim (1908) ve daha sonra Sebil’ür-ReÅŸad (1912) dergilerini çıkardı; bu yıllarda, resmi görevi olan Umur-i Baytariye Müdür MuavinliÄŸinde çalışırken Darülfünun Edebiyat-ı Umumiye müderrisliÄŸine atandı (1908). Balkan Savaşı’ndan sonra Umur-i Baytariye ÅŸubesindeki görevinden (1913), ardından Darülfünun’daki (1914) görevinden ayrıldı. MeÅŸrutiyet’in ilk döneminde, Ziya Gökalp’in öncülüğüyle baÅŸlayan “Türkçülük” akımına karşı, Mısırlı bilgin Muhammed Abduh’un (1849-1905) etkisiyle, “İslâm birliÄŸi” görüşünü benimsedi. Sırat-ı Müstakim ve Sebil’ür-ReÅŸad’da yayımladığı makaleler, ÅŸiirler, çeviriler ve Fatih, Åžehzadebaşı, Süleymaniye, Beyazıt camilerinde verdiÄŸi vaazlarla (1912) bu ülküyü yaymaya çalıştı. Birinci Dünya Savaşı içinde İtilaf Devletleri’ne karşı OrtadoÄŸu’da bir İslâm BirliÄŸi kurma siyaseti güden Almanya’nın çaÄŸrısı üzerine, Harbiye Nezareti’ne baÄŸlı “TeÅŸkilat-ı Mahsusa” tarafından Berlin’e gönderildi (1914), burada Almanlar’ın eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kamplarda incelemelerde bulundu. Dönüşünde yine birkaç ay kadar da Arabistan’a yollandı, savaÅŸ yılları içinde “Bâb ül MeÅŸihat”e baÄŸlı olarak kurulan “Dâr ül-Hikmet il-İslâmiye” baÅŸkatipliÄŸine atandı (1918). KurtuluÅŸ Savaşı sırasında Kuvayı Milliye’den yana davranış ve yazılarından dolayı, Dâr ül-Hikmet il-İslâmiye’deki görevinden atıldı (1920). Anadolu’ya geçerek Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Burdur Milletvekili olarak görev yaptı (1920-1923); Konya ayaklanmasını önlemek, halka öğüt vermek için Konya’ya gönderildi. Oradan Kastamonu’ya geçti, Nasrullah Camisi’nde Sevr AntlaÅŸması’nın iç yüzünü, KurtuluÅŸ Savaşı’nın niteliÄŸini anlatan coÅŸkulu bir vaaz verdi, bu vaaz Diyarbakır’da basılarak (1921) bütün vilayetlere ve cephelere dağıtıldı. YaÅŸamının bu döneminde “İstiklâl Marşı”nı yazdı (1921). KurtuluÅŸ Savaşı kazanıldıktan sonra İstanbul’a döndü; çaÄŸdaÅŸ ve uygar yeni Türkiye’nin kurulması için zorunlu görülen siyasal ve toplumsal devinim ve devrimleri, kendi inanç ve ülküsüne aykırı gördüğü için Türkiye’den ayrıldı. Mısır’a gitti, Hilvan’a yerleÅŸti, Kahire’deki Câmi-ül Mısriyye” adlı üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı müderrisliÄŸine bulundu (1925-1936), bu gönüllü sürgün döneminde siroz hastalığına tutuldu; saÄŸaltım için döndüğü İstanbul’da öldü.





