Yazar: FERO CREATION | Tarih: Cuma, Åžubat 5th, 2010 saat 10:17 am
Gösterim: 443 defa | Yorum yok » | Kategori: Performans Proje Ödevleri

Farabi ( Muallim-i Sani );Eflatun,Aristo ve Yeni Eflatunculukla İslamiye birleÅŸtirmeye çalışan ilk Türk-İslam filozofudur.Allah,vacib-ul vücuttur ;yani varlığını ve tözünü (cevher,zat) hiçbir ÅŸeye borçlu deÄŸildir.Ezeli ve ebedi,salt iyilik,akıl,güzellik,bilgelik vb. özelliklere sahiptir.DiÄŸer varlıklar, O’ndan sonra sudur (çıkış,meydana geliÅŸ) yoluyla ortaya çıkar.Allah’ın indinde eÅŸyanın form ve örenkleri (numuneleri) ezelden beri vardır.Bunların ortaya çıkışı da ezelidir.Allah ‘ın yaratması,sudur (çıkış) anlamındadır.Bu, şöyle olu: Allah’tan, önce ilk akıl doÄŸar.Bu ilk akıl; zorunlu olarak, kendini tanıyabilmek için ikinci akıl, mümkün olarak tanınması için de ilk felegin maddesini; kendi zatını tanıması için de felegin ÅŸeklini ve ruhunu doÄŸurur.Aynı ÅŸekilde ikinci akıl, üçüncüyü doÄŸurur; üçüncü de dördüncüyü ve giderek son akıl olan onuncuyu oluÅŸturur. Ay ve ay üstü felekler nuranidir.Ay altı alem olan bu dünya ise, cinsmanidir.Ay ve altı alemi ile, bu dünya arasında köprü kurar.Faal akıl, ay feleÄŸine aittir.Bu akla, Ruh-ul Kudüs de denir.

Farabi‘ye göre,tüm varlıklar Allah’tan çıkar ve tekrar O’na dönerler.Aristo’ya göre,Tanrı, alemin merkezindedir; maddeye biçim verir.Farabi‘ de Allah ile madde arasında ikilik yoktur; madde, zaruretini Allah’tan alır.Aristo’da; Tanrı,ilk hareket ettiricidir.O, mekanik olarak madde üzerinde etkide bulunur.Farabi‘ de ise, madde, Allah’ın zaruri ve sonsuz iÅŸleyiÅŸine karışmaz; alem O’na ulaÅŸmak için iÅŸleyiÅŸini düzenler.Oysa Farabi‘de; :Allah,alemi bilinçli olarak idare eder.Aristo’da ilk hareket ettirici saf akıl,düşüncenin düşüncesi olan Tanrı’dır.Oysa Farabi‘de bu akıl, Allah’tan sudur (çıkış) eden ilk soyut yaratıktır.Tüm bunlara dayanarak Farabi, metafizik de termenizmin kurucu sayılabilir.

Farabi; insanı, aklı ile faal akıl arasında baÄŸlantı kuran, kutsal kuvve (yeti,güç)olarak tanımlar.Ruh, bedene sonradan girer.Ölümden sonra da devam eder; fakat baÅŸka bedenlere geçmez.Buna raÄŸmen devam eden, ferdi ruh deÄŸil, ruhların birliÄŸidir ; yani ruhların, manevi bir birlik içinde devam ettiÄŸini savunur.BaÅŸka bir deyiÅŸle, insan ölür; insanlık devam eder.Ruh, emir alemindedir;nedeni yoktur.Oysa vücut, (halk) yaratış alemindendirve nedeni vardır.Farabi ‘ye göre,’Kainat büyük bir insan ,insan da küçük bir kainattır.’ İnsanın en son ve biricik ereÄŸi, faal akıl aracılığıyla,vecd ve yüksek bir ilahi aÅŸkla, yani tasavvufla Allah’ı kavramak ve O’na ulaÅŸmaktır.Bu iÅŸ, duyu organlarıyla, ya da insanı akılla kavranamaz; çünkü eÅŸyanın özünü ve niteliÄŸini bilmek, insan gücünün dışındadır.Biz, ancak eÅŸyanın arazlarını ve neye yaradığını biliriz.Böyle olmakla birlikte tümden gelim ve Aristo mantığının kesin bilgi elde etmede biricik yol olduÄŸunu savunur.

O’nun ahlak anlayışı, bilime dayalıdır.Ahlakı, bilim saptar.Mutluluk, insanın kendisine iyilik etmesiyle gerçekleÅŸir.İyilik, zorla deÄŸil; özgürlük içinde ve isteyerek yapılmalıdır.O zaman iyilik, özüne uygun olur ve kiÅŸi mutluluÄŸa eriÅŸir.

Devlet, tüm insanlığı içine alan,adil, bilgiye dayalı, sevgi,kardeÅŸlik,iyiliÄŸin vb. bulunduÄŸu bir dünya devleti olmalıdır.Bu devleti; aristokrat aydınlar yönetmelidir.Devlet yönetenin; peygamberlik hırkasını giymiÅŸ, Tanrısal bir Eflatun olması gereklidir.Böyle bir baÅŸkanın ‘organları tam,kusursuz,güzel konuÅŸan,perhize uyan,yalandan iÄŸrenen,doÄŸru söyleyen, nefsine güvenen, Allah’a tapan,adil, veiÅŸlerinde sebat eden ‘bir kiÅŸi savunur.Üstelik baÅŸkan, aydınlar tarafından seçilmelidir.Böyle bir ÅŸehire ( devlete ), erdemli kent ( El Medinetü-l Fazila ) der ( Sena 1974:100,105; Ana Britanica 1988: 441,442,İslam Ansiklopedisi 1962: Ülken 1957: 113; İzmirli 1938:18,36,Türker 1967:1,51 ),

Farabi öğretim ve eÄŸitimi birbirinden ayırır.Öğretim, milletler ve ÅŸehirlerde nazari (kurumsal ) erdemleri var etmedir.eÄŸitim ise ahlaki ve sanatsal erdemleri kazandırmadır.Öğretim,konuÅŸmayla,bilgi aktarmayla olur.eÄŸitim ise, uygulamalı olarak meslekleri ve iÅŸleri öğrenme, beceri kazanmayla gerçeklerÅŸir.Bu tür iÅŸler ve sanatlar yapılırken, kolaydan zora,basitten karmaşığa,somuttan soyuta, yakından uzaÄŸa ilkesine uyulmalıdır.( Ülken 1956:183;Farabi 1956:38).ÖrneÄŸin, önce sayılar ve hacimler öğretilebilir.(Akyüz 1985 : 19).dersler ise,öğrenilebilen, fakat kendisiyle amel edilemeyenler yani Allah’ın varlığı gibi zihinsel bilgilerdir.İkincisi ise düşünme, araÅŸtırmak,ortaya çıkarmak,öğrenmek ve öğretmekle ilgili bilgilerden oluÅŸur.Bunlar davranışa yönelik bilgilerdir.Mesleklere, iÅŸ ve sanatlarla ilgili bilgi ve beceriler bu tür dersleri içerir.Farabi öğretim yöntemi olarak iki yoldan söz eder.Birincisi;inandırıcı ve etkin sözler söyleyerek öğretme; ikincisi ise; zorlama yoludur.Zorlama yolu, kabul edilemez.

Üç tür eÄŸitici vardır.Bunlar; aile reisi, öğretmen ve Devlet BaÅŸkanıdır.Aile resi, ailenin içindekiler;öğretmen,çocuk ve gençleri;Devlet BaÅŸkanı milleti eÄŸitir.O’na göre bir eÄŸitici de iki tür nitelik bulunmalıdır.DoÄŸuÅŸtan gelenler ; beden, zeka,bellek,güzel konuÅŸma , öğrenme ve öğretme sevgisi,yeme,içme ve kadına düşkün olmama,doÄŸruluÄŸu sevme,yumuÅŸak huylu,azim ve irade sahibi olmadır . Sonradan kazanılanlar ise,bilgelik,bilginlik,aklını kullanabilme,toplumun yararını gözetme,iyi bir öğretici olma, güçlüklere ve yorgunluÄŸa dayanmadır (Farabi)

FARABİ, 870 yılında Türkistan’da Siderya (Seyhun) nehri ile Aris’in birleÅŸtiÄŸi yerde kurulmuÅŸ eski bir yerleÅŸim merkezi olan Farab’da (Otrar’da) doÄŸdu. Babası, Mehmed adında bir kale komutanı idi. Hayatı hakkında saÄŸlam ve ayrıntılı bilgi pek yoktur. Zaten filozof, bilgin ve sanatkâr olarak, yaÅŸadığı yıllarda bugün tanındığı kadar tanınmamıştı.

Hakkında bilgi veren kaynaklar kendisinden 150-200 yıl sonra yazıldığı için, güvenilir olmaktan uzaktır. Efsanelerle süslenerek anlatılan bır ilim ve sanat adamıdır .Ebu Nasrı Farabi, Arısto” nun bütün eserlerini açıkladığı ve incelediÄŸi için Ustad-ı Sani, Hâce-i Sani, Muallim-i Sani gibi sıfatlar almıştır .Bunlardan baÅŸka Ebu Nasri Farabi-i Türki, Hakim Farabi gibi isimlerle de anılır. Asıl adı Ebu Nasr Muhammed bin Muhammed bin Turhan bin Uzlug’dır. Batı kaynaklarında adı ”Alpharbius ya da Alphartabi” olarak geçer .

İlk öğrenimini doÄŸduÄŸu yerde yaptı. GençliÄŸinde Türkistan’dan göç ederek bir süre Iran’da dolaÅŸtı. Daha sonra o zamanın ilim ve sanat merkezi olan BaÄŸdat’a gelerek yüksek öğrenimini burada tamamladı. Böylece anadili olan Türkçe’ den baÅŸka Farsça ve Arapça’yı hristiyan hocalardan ilim dili olan Latince ve eski Yunanca’yı öğrendi. çağının ünlü bilginlerinden Ebu BiÅŸr bin Yunus’tan Mantık, Ebu
Bekr Ibn el Sarrac’dan dilbilgisi dersleri aldı. Bundan sonra Harran Üniversitesi’ne giderek felsefe çalışmaları yaptı ve burada Yuhna bin Haylan’dan Mantık bilgisini ilerletti. Aristo üzerindeki çalışmalarını burada yaptı.

BaÄŸdat’a döndükten bir süre sonra Mısır’a gitti. 941 yılında Mısır’dan Halep’e gelerek Emir SeyfüddevIe Hemedani‘nin sarayında bulundu. Zamanının devlet adamlarından saygı gördü. Mütevazi bir hayat süren Farabi, Emir’in teklif ettiÄŸi yüksek maaşı kabu1 etmeyerek, ”Dört Dirhem”lik küçük bir ücretle yaÅŸamayı yeÄŸledi.Mısır’ da kaldıpı sürece Türk kıyafeti ile dolaşır ce Türkçe konuÅŸurmuÅŸ.

Eski Yunanlı. filozof ve ilim adamlarının eserlerinin Arabça’ya çevrilerek öğrenilmesi Farabi ile baÅŸlamıştır denebilir.Önce Abbasiler , sonra Endülüs medeniyeti içinde yetiÅŸen islâm bilginleri bunları Batı’ya tanıtmıştır .Orta çaÄŸ Avrupası bu filozofu Arab dilinden, özellikle Kurtuba’lı ibn-i Rüşd’ den öğrendi. Batılı bilginler Ibn-i Rüşd’ü öğrenmek isterken Farabi‘yi okumak zorunda kaldılar.
Farabi‘nin eserlerinin yüzyıllarca Avrupa’da tanınmasının nedeni budur.Bütün Orta çaÄŸ boyunca Avrupa’da böylesine tanınan, hattâ XX. yüzyılda bile hakkında araÅŸtırmalar yapılan, eserleri yayınlanan Farabi, 950 yılında Åžam’da öldü ve Babüssagir’e gömüldü. Cenaze namazını Emir Seyfüddevle’nin kıldırdığını çeÅŸitli kaynaklar belirtiyor .Farabi‘yi bir kaç yönden incelemek gerekir.

FİLOZOF FARABİ
Hekim ve”hakim (doktor ve filozof) olmasına raÄŸmen, onun bütün sıfatları felsefe ile ilgili yönü için kullanılır .Felsefeyi öğrendikten sonra, görüşlerini Aristo felsefesi doÄŸrultusunda geliÅŸtirdi ve bunları bir temele oturtarak kendine özgü bir okul kurdu; olgun eserler yazmaya koyuldu. Psikoloji, metafizik, mantık, zekâ, madde, zaman, vahdet, boÅŸluk, mesafe ve sayı gibi kavramlarla ilgili görüşler ileri sürdü. Iyi bir matematikçi oluÅŸu ile de ünlüdür .
Felsefeye mantık yolundan girerek metafizik üzerinde durdu. Din ile felsefenin ayrılmaz bir bütün olduÄŸunu gördükten sonra islâm felsefesinin kurucusu oldu. Farabi‘ye göre din ile felsefe arasındaki uyuÅŸmazlık temelde deÄŸil, dışta kalan yorumlarla düşüncelerin deÄŸerlendirilmesindeki farklılıktan ileri gelir .
Böylece mantık ve kavramcılığı geliştirdiğinden, bu etki ile Kelâm gibi Islami ilim dalları kanıtlarını mantıktan almaya başlamıştır. Bu yoldan hareket eden Farabi, o zamanki ilim dallarını ikiye ayırır. Ona göre mantık, metafizik gibi ilimler nazari(teorik), ahlâk, siyaset(politika), matematik, musiki ise ameli yâni pratik ilimdir .

Eserlerinin sayısı yetmiÅŸe yaklaşır. Yazılarını tenha yerlerde, su kıyılarında, aÄŸaç altında yazdığı, eserIerindeki boÅŸlukların, defterlere yazmayıp kâğıtlara not etmesinden, daha sonra bunların bir bölümünün kaybolmasından ileri geldiÄŸi söylenir. En tanınmış alanları Ed-Talimü’s-Sani ile İhsanü’I-Ulûm’dur. Sonuncu su DoÄŸu dünyasında yazılmış ilk ansiklopedik eserdir.

MIJSİK�ZŞİNAS FARABİMûsikîdeki önemi, DoÄŸu mûsikîsinin nazariyatı ile ilgili, Kindî’den sonra ilk önemli eseri yazmış olmasın dandır. Mûsikînin sanat yönünü iyi bildiÄŸi, bazı mûsikî âletlerini çaldığı ve icad ettiÄŸi söylenirse de, eserlerin de ve hakkında bilgi veren kitoplarda bu konu ile ilgili geniÅŸ bilgi yoktur. Mûsikî ile astroloji arasındaki ilgiyi reddetmiÅŸ ve Kindî’nin kurup geli;tirdiÄŸi okulun ilerlemesine katkıda bulunmuÅŸtur.

Kitabü’I-Mûsikîü’I-Kebîr (Bü yük Mûsikî Kitabı) adındaki eseri biri sekiz, diÄŸeri dört bölümden oluÅŸmuÅŸtur. Birinci bölümde mûsikî teori lerini anlattıktan sonra, ikinci bölümde kendisinden önceki mûsikîşinasların ileri sürmüş oldukları fikirleri eleÅŸtirir. Ayrıca İran mûsikîsi ve sazlarından söz ettikten sonra, mûsikî öğrenimi ile ilgili fikirler ileri sürer.

Bu ve EI Methal Fi’I-Mûsikî adındaki kitapları Aristo ile eski Anadolu filozofları, özellikle Pythagoras’ın görüşle rini yansıtır. İhsanü’I-Uliım adındaki eserinde ise mûsikînin hangi ilim ve sanat dalına baÄŸlı olduÄŸuna deÄŸin miÅŸtir. Farabî’nin mûsiki ile ilgili görüşlerine etken olan ÅŸu iki konudan söz etmek gerekecektir:
İ.Ö. VI. yüzyılda Sisam adasında doÄŸan PYTHAGORAS, eski çağın en önemli matematikçisi, fizikçisi ve filozofudur. Seste ahengin(uyum’un) deÄŸerinin tellerin boyu ile orantılı olduÄŸunu ortaya koymuÅŸ ve ses fiziÄŸini incelemiÅŸtir. Bugün “Pyıhagoras Gamı” denen bu sistem, bir oktav aralığına bir “DoÄŸal BeÅŸliler”dizisini meydana getiren sesler yerleÅŸtirilerek elde edilir.

Pratikte kullanılmaya elveriÅŸli deÄŸilse de bir çok telli saz buna göre akord edilir; “Kemancılar Gamı” da denir. Bu Gam’ın üstün yanı yapısı itibariyle bütün “Do ÄŸal BeÅŸliler”i vermesidir. “DoÄŸal Dörtlü”ler bir oktav i5inde, “DoÄŸal BeÅŸliler”in tamamlayıcısı olduÄŸundan, “DoÄŸal Dörtlüler”i de verir. Bu konuyu inceleyen Farabî, mûsikînin müsbet yönünü ele almış ve tenkitçi bir bakışla, tam bir “Pythagoras”çı olarak görüşlerini açıklamıştır. Arabça olarak yazmış olduÄŸu mûsikî kitabı, bir sanat kitabı olmaktan çok “Akustik” konularla ilgilidir.

Arab Mûsikîsi ile ilgili ilk kaynaklara, Hicret’in II. yüzyılından sonra rastlanı~. Åžairlerin Rebab’a benze yen tek telli bir saz çalarak ÅŸiir okudukları biliniyor. Bu yüzyıldan baÅŸlayarak Arab Mûsikîsi’nin geliÅŸtiÄŸini, perde sistemlerinin tek oktavdan çıkarak geliÅŸmeÄŸe baÄŸladığını görürüz. Oysa bu yüzyıllarda DoÄŸu’dan ge lerek İran ve Suriye’de yaygınlık kazanmış, zamanına göre geliÅŸmiÅŸ bir mûsikî vardı. İşte bu mûsikî Arab Mûsikîsi’ni etkilemiÅŸ, özellikle ritm teÅŸekkülüne yardımcı olmuÅŸtur. �Zsa bin Abdullah, İbn Musaccah gibi ustalar, Müslim İbn Muhriz ve bu kiÅŸinin çıraklarından yararlanmışlardır. Abbasiler‘den himaye gören Ibrahim el Mosilî, oÄŸlu İshak gibi sanatkârların etkisi ile mûsikî merkezi âdeta Åžam’dan BaÄŸdat’a taşınmıştır. Bu sûretle mûsikîye Horasan’ın etkisi egemen olmuÅŸtur. Farabî’nin mûsikî hakkındaki görüşlerini yazması bu döne me rastlar. Kitabı en eski Arabca mûsikî eseri olmasına raÄŸmen, iÅŸlenen konunun Arab Mûsikîsi ile iliÅŸkisi yoktur.

FARAB�Z hakkında pek çok eser bilgi verir. Bunların bir bölümü, yukarıda da belirttiÄŸimiz gibi, Efsaneler le karışık, inanılması güç bilgilerdir. Ibn Ebi Usaybia “Tabakatü’I-Etıbbâ” adındaki eserde “Bir saz icad etmiÅŸtir; mûsikînin amelî ve nazarî yönlerini iyi bilirdi” diyor. Tezkeretü’I-Hükûm-u Fi-Tabakatü’I-Ümen’de şöyle bir bölüm var : “Emir Seyfüddevle-i hemedanî’nin saz sanatkârları bir süre çalıp söylediler. Mecliste bulunan Farabî daha sonra cebinden tahta parçaları çıkartarak birbirine ekledi ve çalmaya baÅŸladı. Orada bulunanlar önce güldüler. Sonra sazın yapısını deÄŸiÅŸtirerek çaldı, herkes aÄŸladı. En sonunda herkesi uyutarak sessizce meclisi terk etti,” Buna benzeyen baÅŸka hikâyeler de vardır.

Hekimbaşı Gevrekzâde Hâfız Hasan bin Ahmed(Amed), “Emrâz-ı Ruhiye-i Nagâmat-ı Mûsikîye” adın daki risalesinde Farabî’nin bir çok ilim dalında olduÄŸu gibi mûsikînin de tıpta kullanıldığını, Hoca Nasırî Tusî, Hoca Abdülmümin Sofî ve Safiyüddin’den önce yeni yöntemler ileri sürdüğünü yazar.

Åžeyhülis lâm Esad Efendi, Lehcetü’I-Lügat’inde Farabî’yi metheder. Ayrıca bir çok eserde Kemaleddin, Ebû Ali bin Sina gibi ustalarla Mısır’da toplanarak o günkü sistemleri gözden geçirdikle~inden söz eder bu toplantılar da 24 terkibin 48′e çıkartıldığına deÄŸinilir.

Bir baÅŸka eserde Farabî’den naklen ÅŸu bilgiler veriliyor: Bu bilgilere göre Farabî, Ezan mûsikîsi ne de yer vermiÅŸ ve vakitlere göre okunacak ezanın makamlarını şöyle anlatmış: Sabahleyin Rehavi, Subh-ı Sadık’ta Hüseyni, GüneÅŸin iki rehm yükseldiÄŸi zaman Rast, vakd-i Hüda’da Bûselik, nısf-ı neharda Zengûle,vakd-i huzûrda UÅŸÅŸak, vakd-i gurup’tn Isfahnn, akÅŸam naımazındc Neva, yatsı namazında Büzürg, vakd-i nevmde Zirefkand makamı.

Ud ve Kanun’un Farabî tarafından icad edildiÄŸi ileri sürülmekle birlikte, doÄŸruluÄŸunu kanıtlayacck bir belge yoktur. Belki de Ud üzerinde yeni düzenlemeler yapmıştır; çünkü, Ud hakkında Kindî Farabî’den önce bilgi vermiÅŸtir. Nitekim, Prof.Dr. Ahmed Süheyl Ünver bu konu ile ilgili bir belgeden söz ediyor.
Yazar bu belgeyi İsmnil Saib Efendi’den aldığını belirterek baÅŸka kaynak göstermiyor. XIII. yüzyıldan kalan bu belgede, “İste Farabî’nin son icadı olan Ud;
Musullu İbrahim, İbn Muid, Musullu İshak’ın tellerini yerine koyarak farsça sözlerle islah ettikleri Ud ül-Müsemmen budur” dendikten sonro ÅŸekli akordu ve perdeleri hakkında bilgi veriliyor. Günümüze Farabî’den mûsikî eseri gelmemiÅŸtir. Ona izafe edilen bazı eserlerin aslı olmasa gerektir.
İbni Sina kadar olmamakla birlikte, tıp ilmi ile de uğraşmış, eserlerinde bu konuya yer vermiş, felsefe kadar ileri götürememiş ve tedavi yöntemleri ile uğraşmamıştır.

Tags: 2010 öğretmen atama sonuçları, anadil, borç, çocuk, çünkü, ders, DEVLET, dilbilgisi, din, dünya, Eğitim, Etken, etkisi, Göre, halk, ilerleme, insan, İran, ırk, İzmir, kanun, Kaynak, kpss dersleri, kpss sonuçları, maaş, meclis, Milletler, öğretmen, Performans Proje Ödevleri, Plan, politika, renk, Rumlar, sanat, Sıfatlar, Sözler, Suriye, TEMA, türk, türkçe, yaş, yayın, yeri

Yorum yapın, mutlaka cevaplandırılacaktır