Gösterim: 68 defa | Yorum yok » | Kategori: Sosyal Bilgiler
EYYÜBİLER Eyyübiler Suriye, el-Cezire, Mısır ve Yemen’de hüküm sürmüÅŸ bir hanedandır. Adını Salâhaddin Eyyubî’nin babası Eyyub bin Åžadi’den alır. Eyyübîlerin asıl kurucusu Salahaddin Eyyubî’dir. Eyyub ve kardeÅŸi Åžirkuh, önce 17. yy.da Ani’de hüküm süren Sadadât sülâlesinin hizmetinde iken sonradan BaÄŸdat’a giderek Mücahiddin Behruz’un maiyetine girdiler. Kendilerine Tekrit kalesi muhafızlığı verilir. Ancak BaÄŸdat Selçuklu ordusu, Musul atabeki Zengî’yi yenince, Eyyub, Zengi’nin kaçmasına yardım ettiÄŸinden artık Tekrit’te oturmalarına imkân kalmamıştı. Bu sebeple Musul’da Zengî’nin hizmetine girdiler. Zengî’nin seferlerine katıldılar; Eyyub, Baalbek muhafızı oldu. Fakat Zengi’nin ölümü üzerine Börî’ler Baalbek’i geri alınca Eyyub da onların tarafına geçti, kısa zamanda kendini göstererek baÅŸkumandanlığa kadar yükseldi. Åžirkuh ise Nureddin Mahmud bin Zengî’nin hizmetine girdi, onun emriyle, Åžam’ı müdafaa eden kardeÅŸi Eyyub üzerine yürüdü. iki kardeÅŸ anlaÅŸtılar, Åžam Nureddin Mahmud bin Zengî’nin topraklarına katıldı. Nureddin tarafından Eyyub’a Åžam valiliÄŸi, Åžirkuh’a da, Humus verildi. Bundan sonra Nureddin, Mısır iÅŸlerine müdahale etmeyi kararlaÅŸtırınca, Åžirkuh’u, Eyyub’un oÄŸlu Salâhaddin ile beraber oraya gönderdi. Mısırlılar ve Kudüs kralı ile birçok mücadeleden sonra Åžirkuh, Mısır’a hâkim oldu. Neticede Fatımî halifesi Azid, Åžirkuh’u vezir tayin etti; Åžirkuh’un ölümüyle de yerini Salâhaddin aldı. Salâlında Fatımî halifesinin hal edilmiÅŸ olduÄŸunu açıklayarak hutbeyi abbasî halifesi adına okuttu. Bundan sonra kendi başına hareket etmeÄŸe baÅŸlaması iizerine Nureddin ile araları açıldı.Fakat bir siire sonra Nureddin öliince Salâhaddin Mısır’ın tek hâkimi oldu. Daha önce de kacdeÅŸi TuranÅŸah’ı göndermek suretiyle Yemen’i iÅŸgal eden Salâhaddin kolaylıkla Suriye’yi elde etti ve hâkimiyetini Irak içlerine kadar ulaÅŸtırdı. Suriye ve Filistin kıyılarına yerleÅŸmiÅŸ olan haçlı kuvvetleriyle mücadele hazırlıklarına giriÅŸti.Ön Asya’daki Türk boylarının da kendisine katılmasıyle 1187 yılında, Hittin muharebesinde Haçlıları büyük bir yenilgiye uÄŸrattı, Kudüs ile birlikte diÄŸer birçok kıyı ÅŸehirlerini eline geçirdi. Bunun üzerine Üçüncü Haçlı seferi düzenlendi (1189-1192). lngiltere kralı Arslan Yürekli Richard, Alman imparatoru Friedrich Barbarossa ve Fransız kralı Philippe-Auguste’nın kumandalarındaki haçlı ordusu Eyyubîlere karşı harekete geçtiler. Ingiliz ve Fransız kralları Salâhaddin’in savunduÄŸu Akkâ kalesini kuÅŸattılar. Philippe- Auguste’un kuÅŸatmadan çekilmesi üzerine, Richard kuÅŸatmaya bir buçuk yıl daha devam etti. Pakat hiç bir baÅŸarı elde edemeden üç yıllık barış imzalayarak ayrıldı. Salâhaddin daha ölmeden önce, OrtaçaÄŸ’da kurulan diÄŸer Türk devletleri geleneklerine uyarak ülkesini oÄŸulları ve kardeÅŸleri arasında paylaÅŸtırdı: oÄŸuları EI-Efdal’e Åžam [1260), El-Aziz’e Mısır (1252), EI-Zahir’e Halep, kardeÅŸleri EIâdil’e El-Cezire, TuÄŸtekin’e de Yemen (1228) HAÇLILAR 1071 Malazgirt zaferinden sonra büyük bir hızla hakimiyet altına aldıkları Anadolu’yu, Türkler’den temizleyerek Bizans’a geri vermek, mukaddes toprakları tekrar Hıristiyan alemine kazandırmak, Hıristiyan hacıların ve seyyahların Kudüs’e gidiÅŸlerindeki Selçuklu engelini kaldırmak ve Türklerin kontrolü altına girmiÅŸ olan ticaret yollarınıda tekrar eski Hıristiyan hakimiyetini saÄŸlamak gibi çeÅŸitli amaçlar güden ve Papa Urbanus II’nin 27 Kasım 1095 tarihinde Clermont Konsil’inde yaptığı çaÄŸrı üzerine organize edilen Haçlı Seferlerinin birincisinde, binlerce atlı ve piyadeden oluÅŸan büyük bir haçlı ordusu, 1096 yazı ile 1097 sohbaharı arasında Anadolu’yu geçti. Haçlılar, 1097 yılı Ekim ayında Antakya Valisi Yağı Siyan’ın hakimiyet bölgesine girerek, 20 Ekim 1097′de MaraÅŸ ve Haleb’ten gelen yolların birleÅŸtiÄŸi Asi Irmağı üzerinde iki muhteÅŸem kule ile korunan Demir Köprü’yü ge çtiler. Ertesi gün, Haçlı liderlerinden Bohemond komutasındaki 4000 atlıdan oluÅŸan öncü Haçlı birliÄŸi, 21 Ekim 1097′de Antakya surları önüne gelerek, St. Paul Kapısı karşısına yerleÅŸti. Altın sarısı, yeÅŸil, kırmızı ve diÄŸer renkteki kalkanların erguvan ve altın sarısı bayrakları altında, çelik pulları parlayan zırhlar ve miÄŸferler giymiÅŸ 300.000 silahlı olmak üzere, toplam olarak yaklaşık 600.000 kiÅŸiden oluÅŸan muazzam ordu, 22 Ekim 1097′de Antakya surları önünde çadırlarını kurdular. Ortalama 5 km. uzunlukta ve bir buçuk kilometre geniÅŸlikteki bir düzlüÄŸü baÅŸtan baÅŸa kaplayan büyüklüÄŸü içinde evleri, çarşıları, Silpius Dağı eteklerindeki zengin villaları ve sarayları ile Seleucoslar zamanında yapılıp Bizans döneminde onarılarak tahkim edilen ve tepelerin zirvelerini takip ederek Asi’ye kadar inen, 360 kule ile desteklenmiÅŸ 12 km. uzunluÄŸunda bir zincir gibi kenti çepeçevre saran muazzam surları ile zaptedilmesi imkansız gibi görünen DoÄŸunun Kraliçesi Antakya, Haçlıların hayranlık ve saygı duydukları bir ÅŸehir olarak önlerinde durmakta idi. Kentin bu muhteÅŸem görünümü, Haçlıların dini duygularını bir kez daha coÅŸturdu. Hz. İsa’ya inananlara ilk kez Hıristiyan adının verildiÄŸi bu kent, Hıristiyanlığa hizmet etmiÅŸ çok sayıda ÅŸehit, aziz ve alemi baÄŸrına basmış ve bu inanç uÄŸruna çok sayıda mucizeye sahne olmuÅŸtu. Kentin ana giriÅŸ kapıları, Halep yönünde St. Paul Kapısı, Daphne (Harbiye) ve Lazkiye yönünde St. George Kapısı, İskenderun ve St. Simeon (SamandaÄŸ veya Süveydiye) yönünde Asi üzerindeki tahkim edilmiÅŸ bir köprüden sonra geçilen Köprü Kapısı idi. Köprü Kapısının kuzeydoÄŸusunda yer alan Dük Kapısı ile bunun doÄŸusundaki Köpek Kapısı, kente açılan diÄŸer kapılardı. Haçlılar, St. Paul Kapısı ile Dük ve Köpek kapılarının karşısına yenleÅŸip, kenti önceleri sadece kuzey ve kuzeydoÄŸu yönünden kuÅŸatacak ÅŸekilde dağıldılar.





