Gösterim: 1.360 defa | Yorum yok » | Kategori: Sosyal Bilgiler
EGE BÖLGESİNİN BÖLÜM VE YÖRELERİ Birinci Türk CoÄŸrafya Kongresi (1941)’inde Ege ve İçbatı Anadolu bölümlerine ayrılmış olan Ege bölgesinin coÄŸrafî özellikleri bundan önce ana çizgileriyle söz konusu edildi. Burada bölgenin bölümden daha küÂçük coÄŸrafî birimleri olan yöreleri ayırmayı deneyeceÄŸiz. Bu konu üzerinÂde ÅŸimdiye kadar ihtiyaca uygun toplu bir deneme yapılmamıştır. Her ne kadar Steiwig’in 1967 yılında «CoÄŸrafî tabiata uygun sahalar yönünden Batı Anadolu’nun taksimatı» adiyle tercüme edilmiÅŸ bir çalışması varsa da, Marmara (Trakya hariç) ve kısmen Ege bölgelerini kapsayan bir alanda 19 «ana bölüm» ve yalnız Ege kesiminde bir o kadar «alt bölüm» ayıran bu çalışma bizim yöre kavramımıza uyar görünmemektedir. BuÂnunla beraber, bölge içinde öteden beri bir takım yöre adları kullanılıyor. Bunların bazıları üstünde ayrıntılı araÅŸtırmalar da yapılmıştır. Fakat bölge çerçevesi içinde toplu bir bölme ve sınırlandırma denemesine ilk defa bu kitabın birinci baskısında giriÅŸilmiÅŸti (1978). Daha yakın yıllarÂda da Prof. Dr. Talip Yücel neÅŸrettiÄŸi «Türkiye CoÄŸrafyası» adlı eserinde (1987). Ege bölgesinde de yöreler, ayırmayı denemiÅŸtir. Bizim denediÄŸiÂmiz taslak ÅŸu ÅŸekildendir : I. EGE BÖLÜMÜ II. İÇBATI ANADOLU BÖLÜMÜ Bu taslakta Ege bölgesinin, özellikle Ege bölümünde, Türkiyenin baÅŸka bölgelerine göre daha fazla yöresel birim kapsamakta olduÄŸu göÂrülüyor. Burada yereyin geniÅŸ oluklarla bölünmüş olması ve denize ya-kmlık-uzaklık da rol oynar. Bölgenin İç Anadoluya komÅŸu olan doÄŸu keÂsiminde (İçbatı Anadolu) tabiat daha sadeleÅŸmekte ve ayrılacak yöresel birimlerin sayısı azalmaktadır. Åžekil 3 — Ege bölgesinin bölüm ve yöreleri (Numaralanın kargılığı sayfa 29′da GösterilmiÅŸtir İZMİR – URLA YÖRESİ URLA YARIMADASI : Kısa ve kalın saplı bir çekici andıran, kıyıÂları çok girintili – çıkıntılı ve adalı bir yarımada İzmir körfezinin sert bir dirsekle birbirine baÄŸlanan iki parçasını açık denizden ayırır. YarımÂadanın relyefi çok parçalıdır : genellikle çukur alanlar, basık eÅŸikler, kısmen de koylarla birbirinden N-S doÄŸrultulu daÄŸlık alanlardan meydaÂna gelir. Bu yarımadanın tümüne 1. CoÄŸrafya Kongresi’nden beri Urla yarımadası diyoruz; bu ad yerine kullanılmış olan baÅŸka iki adı da, yaÂrımadanın ayrı parçaları için kullanıyoruz : N-S doÄŸrultulu büyük KaraÂburun yarımadası ile Alaçatı kıstağı ötesinde, Ege bölgesinin batıya doÄŸÂru en fazla uzanan kesimi olan ÇeÅŸme yarımadası. A. Philipson Eritre yarımadası adını kullanmıştı (Karaburun yarımadasının orta kesiminin batı kıyısında yer alan antik Eryhrai ÅŸehrinin adından). Urla yarımadaÂsı doÄŸuda N-S genel doÄŸrultulu bir alçak alan (İzmir içinde denize döküÂlen Kızılçullu deresi vadisi-Cumaovası-Torbalı) ile Nif dağından ve Boz-daÄŸlardan ayrılır. Bu çukuralan batısında yarımada çoÄŸunlukla II. ZaÂman ÅŸist, kalker ve f üsleri ve temelde meydana çıkan I. zaman (Devon-Karbon) kayaçlarından, yer yer III. zaman andezit-dasit lav ve tüflerinden oluÅŸmuÅŸtur. N-S doÄŸrultulu daÄŸlık kütleleri ayıran alçak alanlarda ise Neojen tatlısı göl tortulları ve alüvyonlar bulunur. Cumaovası çukur-alanı doÄŸusunda ise Nif dağının II. zaman kayaçları bir neojen çukuriyle BozdaÄŸlar’ın billûrlu ÅŸistlerinden ayrılır. Bu oluÅŸum gösterir ki, aslı ve doÄŸrultuları birbirinden farklı daÄŸlık kütleler ve aralarındaki az-çok-çu-kur alanlar, son yer hareketleri ve kırılmalarla tek bir daÄŸlık yapı görüÂnümü almışlardır. Seismik etkinlikler ve çok sayıda sıcak ve mineralize su kaynakları (örneÄŸin İzmir batısındaki «Agamemnon» kaplıcası, ÇeÅŸÂme ılıcası) yer hareketlerinin son etkilerini yansıtır. Urla yarımadasının orta kesiminde (Urla dolayları) oldukça alçak bir görünüş vardır; fakat buradan doÄŸuya doÄŸru yükselti 800 m. yi hatta kuzeydoÄŸuda 1.000 m yi aÅŸar: KızıldaÄŸ (1.040 m). Bu dağın İzmir körfeÂzi kıyısına inen dik yamaçları üzerine İzmir‘in siluetine özellik veren teÂpeler yükselir: Çatal daÄŸ, batı haritalarında «Üçkızkardeş» ve «İki karÂdeş» gibi adlar bu bakımdan anlam taşır. Urla yarımadasının alçak kesimlerinde Akdaniz makisi, bunun araÂsında yer yer baÄŸlar ve zeytinlikler, yükseklerde de kurakçıl orman (kıÂzılcam) yer alır. Bir zamanlar çok yaygın olan çekirdeksiz üzüm baÄŸları ÅŸimdi yeniden geliÅŸiyor. Bununla beraber, Urla kesimi gibi alanlar dışınÂda tarıma ayrılabilecek yerler sınırlı, nüfus ta azdır. Yalnız İzmir körfeÂzinin güney kıyısı boyunda oturma banliyölerinin buraya doÄŸru yayılÂmakta olduÄŸu görülmektedir. Gerçekte Urla yarımadasının kıyıları, güÂzel plajları; yazlık kamp yeri olmaya çok elveriÅŸli köşeleriyle, Türkiye’Ânin turizm bakımından en canlı bir kesimi olmaya adaydır. ÇeÅŸme’nin nüfusu (1990′da 21.000), yaz aylarında villa ve otellere gelenlerle çoÄŸalır ve 80 Km. lik iyi bir yol da burayı İzmir‘e baÄŸlar. Buna karşılık, KarabuÂrun yarımadası çok engebeli (AkdaÄŸ 1.200 m. üstünde), henüz sapa ve yol bakımından elveriÅŸsiz durumdadır; fakat burada da kalabalık yerÂlerden hoÅŸlanmayanların beÄŸeneceÄŸi çok plajlar vardır. İlçe merkezinin nüfusu ilk defa 1985 te 2000i, 1990′da 3000′i aÅŸabildi (1975 te 1300, 1980 de 1500, 1985′te 2020 1990′da 3.400). Çevresinde ticarî anlamda nergis çiçeÄŸi üretimi geliÅŸme yolundadır. Burada Cumhuriyet devrinden önce iÅŸletilmeye baÅŸlamış cıva madeni yatakları vardır. Yarımadanın güney kesiminde Seferihisar (eskiden Sivri veya Sifri hisar yazılırdı, sonra İç Anadoludaki benzerinden ayrılmak için böyle yazıldı ve bu ÅŸekle alışıldı: 11.000 nüf.) önündeki Sığacık limanı, ÇeÅŸme koyu gibi Osmanlı devrinÂde önemli bir deniz üssü meydana getiriyordu, îlkçaÄŸ’m ünlü bir sitesi olan Teos bunun yakınında bulunur. İzmir‘e en yakın güzel plaj (55 -Km.) bu kesimdedir (İzmir‘in yakınındaki Karşıyaka ve İnciraltı plajları çamurlu ve elveriÅŸsiz). GüneydoÄŸuda Gümüldür kıyıları da turistik olanaklar bakımından zengin olduÄŸu gibi, burada ihracat konusu da olan Satsuma mandalinası da bol olarak yetiÅŸtirilir. Yarımadanın orta kesiminde ve İzmir körfezi kıyısından biraz içeride olan Urla (1990′da 26.6000 nüf.) ise zengin bir tarımsal çevrenin alışveriÅŸ merkezi duruÂmundadır (zeytin, tütün, üzüm, sebze). İZMİR ÇEVRESİ: Urla yarımadası, Nif (KemalpaÅŸa) dağı, Manisa dağı ve BozdaÄŸlar, İzmir ÅŸehrinin yerleÅŸtiÄŸi alan etrafında alçak eÅŸikler tarafından birbirinden ayrılır. Bunların arasında kalan kesim,. İzmir körfezinin bitim yeri, tabiatın geçmesine kolaylık saÄŸladığı yollarla GeÂdiz, Küçük ve Büyük Menderes vadilerine ve daha ötelere baÄŸlanır. HaÂrita üzerinde yapılacak ilk gözlem, burada büyük bir ÅŸehir, birinci sınıfÂtan bir ekonomik merkez, Ege bölgesinin tek önemli limanı olan İzmir‘in kurulması etkileyen nedenleri belirtir. Gözlemlerin ilk ortaya koyduÄŸu bir sonuç, büyük coÄŸrafyacı A. Phi-lippson’un belirtmiÅŸ olduÄŸu gibi, İzmir‘in büyük bir hinterland (ard-ül-ke) ,a karşılık, oldukça dar bir yakın çevreye sahip oluÅŸudur. Gerçekten de İzmir‘in yayıldığı alan her yönden bir takım daÄŸlarla âdeta kuÅŸatılÂmıştır: ÅŸehrin kuzeydoÄŸusunda Manisa dağı, kuzeyinde onun uzantısı olan Yamanlar dağı, doÄŸuda Nif (KemalpaÅŸa) dağı, güneyde KızıldaÄŸ, batıda, İzmir körfezinin ilk kesimini sınırlayan Karaburun yarımadasıÂnın grimavi duvarı yükselir. Ancak ÅŸu var ki, bu daÄŸlar arasında geçilÂmesi kolay alçak eÅŸikler bulunur ve bunlar İzmir‘in uzak çevreye baÄŸÂlanmasını saÄŸlar: doÄŸuda Belkahve gediÄŸi, Manisa dağı üzerinde SabunÂcu beli, Yamanlar ve Dumanlı daÄŸlar arasında demiryolunun geçtiÄŸi Menemen boÄŸazı ve nihayet güneyde ÅŸehrin yaslandığı Kadefetepe’nin doÄŸu kenarını yararak körfezin bitimine inen Kızılçullu deresi (eski adı: Meles) vadisini izleyerek 130 m. lik az belirli bir eÅŸikten geçilen Cuma-ovası çanağı (sularını Tahtalı çayı boÄŸazı ve Gümüldür deresi ile güneyÂde Ege denizine yollar) ve bu çanaktan, hemen hemen kesintisiz geçilen Torbalı ovası (Küçük Mendares vadisi). Yakın çevrenin dar oluÅŸu büyük bir ÅŸehir kurulması için faydalı olÂmuÅŸ, böylelikle tabiat İzmir limanının kurulacağı yeri, öteki Ege limanÂları gibi, büyük akarsuların getirdiÄŸi alüvyonlarla dolmak tehlikesinden korumuÅŸ, nüfusu yüzbinleri aÅŸacak bir ÅŸehrin saÄŸlığını bozacak geniÅŸ bataklıklar meydana gelmesini önlemiÅŸtir. İzmir körfezinin bu bitimine yalnız Bornova ovasının sularını toplayan dereyle yukarıda adı geçen Kızılçullu deresi dökülür. Ovanın güney kesiminde bir de suyu bol Hal-kapınarkaÄŸnağı vardır ki, bunun önünde meydana gelen bataklık son yıllarda zararsız hale getirilmiÅŸtir. Kızılçullu deresinin körfez bitimine yaydığı üçgen biçimli delta Alsancak’ta kuzeye doÄŸru ilerler ki bunun doÄŸusunda kalan koy ÅŸimdi İzmir‘in ticaret limanı olarak donatılmıştır. Åžehrin en geniÅŸ kısmı bu deltanın batı yarısına yerleÅŸmiÅŸ, buradan da batıya doÄŸru kıyı boyundan Kadife tepe (eski Pagos, 186 m.) ile deniz arasında git gide darlaÅŸan bir ÅŸerit halinde uzanmış, orta kesiminde dalÂgakıranla korunmuÅŸ eski liman, bunun hemen gerisinde tütün, üzüm, incir v.b. tarımsal ürünlerin iÅŸlendiÄŸi atelyeler ve çarşı, daha batıda hüÂkümet semti (ÅŸimdi bir meydan halinde) ötesinde eskiden evlerin deniz kıyısından baÅŸladığı ÅŸimdi de bir kıyı yolunun boyladığı semtler (Karan-tina-Göztepe-Güzelyalı) ve yeni eklentiler yer almakta ve İnciraltı plaj semtine kadar uzanmaktadır. Kızılçullu deresi deltasının doÄŸu kısmı önÂceleri hemen hemen boÅŸken sonraları daha çok endüstri kurumları ve kısmen oturma semtleriyle kaplanmış ve ÅŸehir son yıllarda ovanın güney kenarındaki köylerin yerini de kaplamış, buna yamaçlar üzerinde düzenÂsiz yerleÅŸmeler eklenmiÅŸtir. Bütün bu kesimler asıl İzmir‘i meydana getiÂrir. Ötedenberi İzmir‘in en önemli oturma banliyösü kuzeyde, asıl ÅŸehirÂden Körfezin 2 km.’yi aÅŸan bir geniÅŸliÄŸiyle ayrılmış Karşıyaka tarafından meydana getirilir. Önceleri kıyının dar bir ÅŸeridi üzerinde yer almış olan Karşıyaka her yönde geniÅŸlemiÅŸ Yamanlar dağı yamacına dayanmış, körfezin doÄŸu kıyısındaki daha ziyade endüstriyel banliyöye (Turan-Bayraklı) bitiÅŸmiÅŸ, yalnız batıda eski Gediz aÄŸzındaki bataklıklar önünÂde duraklamıştır. Bugünkü İzmir böylece, Karşıyaka’nın batısıyla (BosÂtanlı) asıl İzmir banliyölerinin batı ucu arasında körfezin güney kıyısı boyunda uzunluÄŸu 30 Km.’yi geçen eÄŸri bir ÅŸerit, bir hilâl meydana geÂtirmektedir. Fakat bugünkü İzmir yalnız bu ÅŸeritten ibaret deÄŸildir. Körfezin doÂÄŸu uzantısı olan ovanın kuzey kenarında, Manisa dağından inen yolun ovaya çıktığı yerde B o r n o v va , güneyde Kızılçullu vadisi boyunca yeralan semtler, doÄŸuda bir vadi aÄŸzına yerleÅŸmiÅŸ Buca ve daha güÂneyde Seydiköy-Gaziemir öteden beri önemli olan, son devÂrede ise çok büyüyüp geliÅŸen banliyölerdir ki vaktiyle buraları trenle giÂdilen ayrı semtlerken ÅŸimdi Büyük İzmir yerleÅŸme alanı içine girmiÅŸ, ayÂni zamanda, ne yazık ki, aradaki boÅŸluklar ve belli bir eÄŸime kadar yaÂmaçlar gecekondu yapılarıyla kaplanmıştır. İzmir‘in geçmiÅŸi ilkçağın derinliklerine kadar çıkar. Körfezin bitiÂminde, yerleÅŸmeye elveriÅŸli bir yerde, en eski kurulmuÅŸ beldenin nerede olduÄŸunu ve ne zaman kurulmuÅŸ bulunduÄŸunu bilemiyoruz. Fakat Smyrna adıyla tarih sahnesine çıkan ÅŸehrin İyonya göçleriyle ilgili olarak M.Ö. XI. yüzyılda kurulmuÅŸ olduÄŸu tahmin ediliyor. Smyrna’yı anlaÂtıldığına göre Efesliler kurdular ve ona ad verdiler. Sonradan P a l a i a S m y r n a (Eski İzmir) denilecek olan Smyrna, ilk olarak körfezin kuÂzeydoÄŸu kenarında, Yamanlar dağının güney eteÄŸinde, Bayraklı ile BorÂnova arasında, o zaman deniz kıyısında bulunan bir tepe üzerinde kurulÂmuÅŸtu. M.Ö. VII. yüzyılda Lidya egemenliÄŸine geçen Smyrna, ertesi yüzÂyıl (M.Ö. IV) Perslerin istilâsına uÄŸradı; harap oldu. Tekrar kurulurken de artık alüvyon birikmesiyle kıyıdan uzak kalmış eski yerine dönmedi. Bu ikinci kuruluÅŸ (Büyük İskender’in gördüğü bir rüya efsanesine dayaÂtılarak) sırasında Smyrna, Lysimakhos tarafından Pagos dağı (Kadife Kale) eteÄŸine yerleÅŸtirildi. Smyrna’mn kara içine bir koy gibi giren, önü kuleler arasına gerili zincirle korunan bir iç limanı da vardı (sonradan dolmuÅŸ). M.Ö. II. yüzyılda Roma egemenliÄŸine girdi. Bizans devrinde Türklerin eline ilk defa 1076 ya doÄŸru geçtiyse de sonra birkaç defa saÂhip deÄŸiÅŸtirdi. 1330′a doÄŸru Aydın oÄŸlu Ömer bey İzmir‘e yerleÅŸtiyse de 1344′te Rodos Şövalyeleri İzmir‘in iki kalesinden kıyıda olanı zapettiler. Türklerin «Gâvur İzmir‘i» dedikleri bu kale 60 yıla yakın onların elinde kaldı ve 1403′te Timur tarafından geri alındı. Osmanlı egemenliÄŸi İzÂmir‘de 1424′te kesin olarak kuruldu. Anadolu’nun Ege kıyılarının tek önemli limanı olarak geliÅŸti. Memleket içinden gelen mallar, buradan Avrupanın Akdeniz memleketlerine, Hollanda ve İngiltereye… giderdi. Vakit vakit depremler ve yangınlar ile veba ve kolera gibi hastalıklarÂdan zarara uÄŸraması, geliÅŸmesini önlemedi. XVII. yüzyılda da nüfusu belki 30 bini bulmuÅŸtu. XIX. yüzyılın ikinci yarısında İzmir, Konak’la Alsancak arasında rıhtıma kavuÅŸtu, Konak önündeki liman alanı menÂdireklerle korundu. İzmir (Basmahane)-Manisa-Kasaba (Turgutlu) ve İzmir (Alsancak) -Aydın demiryolları yapıldı, kentin nüfusu 100 bini aÅŸÂtı. Birinci Dünya SavaÅŸma yakın yıllarda İzmir nüfusu 250.000 hatta 300.000 tahmin ediliyordu. Bunun yarısı Türklerden, geri kalan azınlık ve yabancılardan oluÅŸmuÅŸtu. 15 mayıs 1919′da Yunanlılarca iÅŸgal edilÂmesi Anadolu’da son derece büyük bir ÅŸok etkisi yaptı ve Millî Mücadele’-nin baÅŸlamasına yol açtı. İzmir 9 eylül 1922′de kurtarıldı ve bu sırada ÅŸehrin kuzey kısmındaki mahalleler yandı. Sonradan bu mahallerin yeÂrinde modern görünüşlü yenileri yapıldı ve her yıl Uluslararası İzmir Fuarının kurulduÄŸu Kültür Park açıldı. Bugünkü İzmir Kordon’u, modern binaları, otelleri, NATO karargâhı, İkinci Kordon ise bunun geÂrisinde ticaret evleriyle çok canlı bir yaÅŸama kavuÅŸmuÅŸtur. 1927 sayımı İzmir‘in nüfusunu 154.000 olarak saptamış, bu nüfus oldukça yavaÅŸ bir artışla 1950′de 228.000′e yükselmiÅŸ, 1960′da 361’000′e çıkmış, 1965′te 412.000, 1970′te 521.000′e, 1975′te 637.000′e yükselmiÅŸtir. Artmaya devam eden nüfus 1980′de 750.000′i aÅŸmış, 1985′te de 1.5 milyona yaklaÅŸÂmış (1.490.000) 1990′da 1.757.000′i bulmuÅŸtur. Bu konuda ÅŸunu da hatırÂlatalım ki, 1945′ten önce İzmir, nüfusu ile İstanbul’dan sonra ikinci geÂlirken, o tarihte yapılan sayımda ikinciliÄŸi Ankara’ya bırakmıştır. İzmir her ÅŸeyden önce Batı Anadolu’da geniÅŸ bir alanın ticaret liÂmanıdır. Yalnız Ege ovalarından gelen ürünler deÄŸil, İçbatı Anadolu, hatta Göller yöresi ve İç Anadolu’nun komÅŸu kesimleri ihraç mallarını İzmir‘e yollarlar. Bu durum, İzmir‘in Türkiye ihracatının % 40 ile neden baÅŸta geldiÄŸini açıklar. Buna karşılık ithalât alanında İzmir‘in payı % 10′u bulmaz ve İzmir; İstanbul, İskenderun ve Mersin limanlarının arÂdından gelir. İhracat malları, gemilere yüklenmeden önce İzmir atelye-lerinde iÅŸlenir. Bu durum İzmir‘de dış ticarete baÄŸlı endüstri kurulmaÂsına meydan vermiÅŸtir. Şüphesiz iÅŸgücü bolluÄŸu ve büyük kentin tükeÂtim faktörü de endüstriyi kamçılamıştır. Böylece İzmir Türkiyenin İs-tanbuldan sonra ikinci önemli ticaret limanı ve ikinci endüstri merkezi durumuna yükselmiÅŸtir. I. Dünya savaşına kadar Ege kıyılarında bazı iskeleler (Ayvalık, Dikili, KuÅŸadası, Güllük ve baÅŸka bazı yükleme iskeÂleleri) İzmir‘in ihracat faaliyetlerini az da olsa paylaşıyorlardı. KaraÂyollarının geliÅŸmesi bu iskelelerin önemini hemen bütünüyle ortadan kaldırmış ve ticaret faaliyetleri tekel durumunda İzmir‘de toplanmıştır. İzmir‘in ihracatı arasında tütün, pamuk, kuru üzüm ve incir, palamut, meyankökü, afyon, baklagiller, tahıl, zeytinyağı, halı, ham madenler yer alır. Eskiden bu malların bir kısmı Basmahane istasyonuna gelir, buradan araba ve deve sırtında kıyıya indirilerek rıhtıma yığılır ve oraÂdan mavnaların aracılığı ile gemilere yükletilirdi. Cumhuriyet devrinde Alsancak ticaret limanının yapılması eski limanın yükünü hafifletti. İzÂmir limanında sürekli bir canlılık bulunmakla beraber, yaz sonunu izleÂyen birkaç ay içinde bu canlılık en yüksek düzeyine ulaÅŸmaktadır. İzmir Ege bölgesinde ekonomik etkinlikleri kendine toplamış görünÂmekle beraber, son yıllarda çaÄŸdaÅŸ koÅŸulların ve eÄŸilimlerin etkisiyle yeÂni endüstri kuruluÅŸlarının kentsel alan dışında yer seçtikleri görülmekÂtedir; buna örnek olarak büyük ve yeniden büyütülme halinde olan İzÂmir petrol rafinesi’nin kent içinde, ya da yakınında deÄŸil AliaÄŸa’da kuÂrulmuÅŸ olduÄŸunu hatırlayabiliriz. İlk defa Cumhuriyet devrinde İzmir, yüzyıllar boyunca yoksun kalÂdığı kültürel merkez karakterini kazandı. Her basamakta ve çeÅŸitli öğÂretim kurumları ile beraber, geliÅŸme halinde bir Ege Üniversitesi’ne daÂha sonra da Dokuzeylül Üniversitesine kavuÅŸtu. İzmir konusunu tamamlarken ÅŸehrin Ege Bölgesinde turistler tarafından en çok ziyaret olan merkez olduÄŸunu ve bu bakımdan önemli bir turistik üst meydana getirdiÄŸini söylemek yerinde olur.






