Gösterim: 65 defa | Yorum yok » | Kategori: Performans Proje Ödevleri
YerkabuÄŸu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreÅŸimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına "DEPREM" denir. Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiÄŸi ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uÄŸrayacak ÅŸekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doÄŸa olayıdır. Depremin nasıl oluÅŸtuÄŸunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne ÅŸekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların deÄŸerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diÄŸer konuları inceleyen bilim dalına "SİSMOLOJİ" denir. DEPREMİN OLUÅž NEDENLERİ VE TÜRLERİ: Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediÄŸi bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km.kalınlığında oluÅŸmuÅŸ bir taÅŸküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taÅŸkürede yer alır.Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuÅŸaÄŸa Manto adı verilir. Manto’nun altındaki çekirdegin Nikel-Demir karışımından oluÅŸtuÄŸu kabul edilmektedir.Yerin, yüzeyden derine gidildikçe ısının arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin çekirdeÄŸinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeÄŸin sıvı bir ortam olması gerektiÄŸi sonucuna varılmaktadır. Manto genelde katı olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları bulundurmaktadır. TaÅŸküre’nin altında Astenosfer denilen yumuÅŸak Üst Manto bulunmaktadır.Burada oluÅŸan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, taÅŸ kabuk parçalanmakta ve birçok "Levha"lara bölünmektedir. Üst Manto’da oluÅŸan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni ile oluÅŸan yüksek ısıya baÄŸlanmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe taÅŸyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluÅŸmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceÄŸi bir hızla hareket etmektedirler. Konveksiyon akımlarının yükseldiÄŸi yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaÅŸmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluÅŸturmaktadır. Levhaların birbirlerine deÄŸdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aÅŸağıya Manto’ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluÅŸturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduÄŸu bu ardışıklı olay tatkürenin altında devam edip gitmektedir. İşte yerkabuÄŸunu oluÅŸturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada olan depremlerin hemen büyük çoÄŸunluÄŸu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuÅŸaklar üzerinde olusmaktadır. Yukarıda, yerkabuÄŸunu oluÅŸturan "Levha"ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiÄŸi zonların da deprem bölgelerini oluÅŸturduÄŸunu söylemistik. Birbirlerini iten ya da diÄŸerinin altına giren iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir. İtilmekte olan bir levha ile bir diÄŸer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluÅŸur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleÅŸir ve ÅŸok niteliÄŸindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar.Bu dalgalar geçtiÄŸi ortamları sarsarak ve depremin oluÅŸ yönünden uzaklaÅŸtıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY adı verilen arazi kırıkları oluÅŸabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile gizlenmiÅŸ olabilir. Bazen de eski bir depremden oluÅŸmuÅŸ ve yerüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir. Depremlerinin olusumunun bu sekilde ve "Elastik Geri Sekme Kuramı" adı altında anlatımı 1911 yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmıştır. Bu kurama göre, herhangibir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaÅŸ yavaÅŸ oluÅŸan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir deÄŸere eriÅŸtiÄŸinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluÅŸturmaktadır. Bu olay ani yer deÄŸiÅŸtirme hareketidir. Bu ani yer deÄŸiÅŸtirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boÅŸalması, diÄŸer bir deyiÅŸle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır. Aslında kayaların, önceden bir birim yerdeÄŸiÅŸtirme birikimine uÄŸramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer deÄŸiÅŸtirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuÄŸunda, üst mantoda oluÅŸan konveksiyon akımları oluÅŸturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluÅŸmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiÅŸ olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiÅŸ olmaktadır. ÇoÄŸunlukla bu deprem olayı esnasında oluÅŸan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters yönde oluÅŸmaktadırlar. FAYLAR genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara "DoÄŸrultu Atımlı Fay"denir. Fayın oluÅŸturduÄŸu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak saÄŸa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar saÄŸ veya sol yönlü doÄŸrultulu atımlı faya bir örnektir. Düsey hareketlerle meydana gelen faylara da "Egim Atımlı Fay"denir. Fayların çoÄŸunda hem yatay, hem de düsey hareket bulunabilir. Depremler oluÅŸ nedenlerine göre degiÅŸik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluÅŸmakla birlikte az miktarda da olsa baska doÄŸal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle "TEKTONİK" depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoÄŸunlukla levhalar sınırlarında olusurlar.Yeryüzünde olan depremlerin %90′ı bu gruba girer. Türkiye’de olan depremler de büyük çoÄŸunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler "VOLKANİK" depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluÅŸurlar.Yerin derinliklerinde ergimiÅŸ maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluÅŸan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiÄŸi bilinmektedir. Bunlar da yanardaÄŸlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya’da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye’de aktif yanardaÄŸ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır. Bir baÅŸka tip depremler de "ÇÖKÜNTÜ" depremlerdir. Bunlar yer altındaki boÅŸlukların (maÄŸara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluÅŸan boÅŸlukları tavan blokunun çökmesi ile oluÅŸurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduÄŸu bilinmektedir. Odağı deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluÅŸan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluÅŸur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya’da Tsunami’den 1896 yılında 30.000 kisi ölmüstür.





