Yazar: FERO CREATION | Tarih: Pazartesi, Mart 29th, 2010 saat 12:35 pm
Gösterim: 452 defa | Yorum yok » | Kategori: Öğrenim Psikolojisi

Bağlanma Süreci/Stilleri ve Kişilerarası İlişkiler

 

BEBEKLİK DÖNEMİ BAĞLANMA SÜRECİ, YETİŞKİN BAĞLANMA STİLLERİ,

İŞ YAŞAMI VE İŞ-AİLE YAŞAMI ETKİLEŞİMİ/DENGESİ

 

    Bağlanma Süreci / Stilleri ve Kişilerarası İlişkiler

 

    Bağlanma kuramı, insanların kendileri için önemli olan diğer başkalarıyla güçlü duygusal bağlar kurma eğiliminin nedenlerini açıklayan bir yaklaşımdır. Duygusal bağ kurma eğilimi ve gereksinimi, yeni doğan bebeklerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli ve gelişimsel açıdan işlevsel olan bağlanma sistemini ifade eder. Bağlanma sistemi, bebeklerin onlara bakan kişiye/kişilere fiziksel yakınlığını güçlü tutarak hem kendilerini çevreden gelebilecek tehlikelerden korunmasına yardım eder hem de onlara çevreyi keşfetmeleri için gerekli koşulları sağlar. Annenin/bakıcının** ulaşılabilirliği tehdit edildiği anda bağlanma sistemi otomatik olarak etkinleşir. Bu durumda, annenin çocuğa göstereceği tepkilerin kalitesine bağlı olarak etkinleşen bağlanma sistemi, ya anne ile temasın yeniden kurulmasını ve ilişkinin onarılmasını kolaylaştırır ya da sonuçta çocukta kaygı ve huzursuzluk yaratacak olan ayrılığı protesto tepkileri ortaya çıkar. Annenin, çocuğun gereksinimlerine duyarlı olup olmaması, çocuğun kendisini özen gösterilmeye ve sevilmeye değer görebilmesi ile diğer insanları gereksinimlerine doyum/tatmin (satisfaction) sağlayacak ve özen gösterici olarak algılaması sürecinde önemli bir süreci ifade eder.

 

    Bağlanma kuramına göre bebekler, anneleriyle olan etkileşimlerini özümseyerek kendileri ve diğer insanlar hakkında “içsel çalışan modeller” geliştirirler. İçsel çalışan modeller, birbirleriyle ilişkili olan iki farkı boyuttan oluşmaktadır: Kendilik modeli, bireyin kendisini ne kadar değerli gördüğüne ve başkaları tarafından da ne oranda sevildiğine ilişkin algılarını; diğeri modeli ise, bireyin ihtiyacı olduğunda yakın çevresindeki insanlardan ne oranda yardım isteyebileceğine ve bu kişilerin güven vericiliğine ilişkin değerlendirmelerini yansıtmaktadır.

 

    Ainsworth, Blehar, Waters ve Wall (1978), bebek-anne arasındaki bağlanma süreciyle ilgili olarak üç farklı bağlanma stili tanımlamışlardır. Onlara göre, bu stiller, annenin, bebeğin kendisine gereksinim duyduğu anda yanında olması ve koruma sağlaması ile gereksinimlerine duyarlı olması ve doyum sağlamasıyla ilişkilidir. Güvenli bağlanma stiline sahip bebekler, anneleriyle olan yakınlık ve ayrılık durumlarında gerginlik yaşamazlar; kaçınan bağlanma stiline sahip bebekler, annelerine karşı mesafelidirler ve kendi kendine “yetebilmeye” aşırı önem verirler; kaygılı/kararsız bağlanma stiline sahip bebekler ise, anneleriyle ilişki kurma/yakınlaşma sürecinde birbiriyle tutarlı olmayan girişimlerde bulunurlar ve çok kısa süreli ayrılıklara bile katlanamazlar.

 

    Hazan ve Shaver (1987), Ainsworth ve ark.’nın (1978) bebeklik dönemi bağlanma süreciyle ilgili olarak ortaya koymuş olduğu üç kategorilik sistemi yetişkinlik dönemindeki romantik aşkı (temelde, tüm sosyal ilişkileri) inceleyebilmek amacıyla geliştirmişler; bu dönemdeki romantik ilişkilerin nasıl biçimlendiğinin, sürdürüldüğünün ve sona erdirildiğinin bebeklik dönemindeki bağlanma süreci çerçevesinde anlaşılabileceğini öne sürmüşlerdir. Ainsworth ve arkadaşlarının geliştirmiş olduğu üçlü bağlanma sistemini romantik ilişkilere de uyarlamışlar ve buna paralel olarakta üç tür bağlanma stili tanımlamışlardır: Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, insanlarla yakın ilişkiler kurmaktan ve onlara bağlı olmaktan dolayı kendilerini rahat hissederler. Kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler, insanlara yakın ve bağlı olmaktan dolayı huzursuzluk duyarken, kaygılı/kararsız bağlanma stiline sahip yetişkinler ise, insanlarla yakın ilişkiler kurmak için yoğun bir istek duymakla birlikte onlar tarafından terkedilme ve reddedilme korkusu yaşarlar.

 

    Bartholomew ve Horowitz’de (1991), Hazan ve Shaver’ın üçlü modelindeki kendilik ve diğeri modellerine olumluluk ve olumsuzluk boyutlarını eklemişler ve böylelikle dört farklı bağlanma stili ortaya koymuşlardır: Güvenli bağlanma (bireyin kendisini sevilmeye/desteklenmeye değer olarak algılaması ve diğer insanların güvenilir olmasını/kendisinin gereksinimlerine duyarlı olacaklarına inanması), saplantılı bağlanma (bireyin kendine duyduğu saygının düşük olması/kendisini sevilmeye değer görmemesi ve diğer insanların güvenilir olması/kendisinin gereksinimlerine duyarlı olacaklarına inanması), kayıtsız bağlanma (bireyin kendisini sevilmeye/desteklenmeye değer olarak algılaması ve diğer insanların güvenilmez ve reddedici olduklarına inanması) ve son olarak korkulu bağlanma (bireyin kendine duyduğu saygının düşük olması/kendisini sevilmeye değer görmemesi ve diğer insanların güvenilmez ve reddedici olduklarına inanması). Bartholomew ve Horowitz’in, dörtlü bağlanma sistemindeki güvenli bağlanma stili Hazan ve Shaver’ın modelindeki gibidir; saplantılı bağlanma stili de kaygılı/kararsız bağlanma stiline tekabül etmektedir. Ancak, kaçınan bağlanma stili, dörtlü bağlanma sisteminde korkulu ve kayıtsız olmak üzere ikiye ayırılarak genişletilmiştir.

 

    İnsanların bebeklik döneminde ebeveynleriyle (ağırlıklı olarak anne) kurdukları ilişki ile yetişkinlik dönemindeki romantik ilişkileri çeşitli açılardan benzerlikler göstermektedir. Bir çocuğun, bağlanma figürü (anne) yanında olduğunda ve gereksinimlerine duyarlılık gösterdiğinde kendisini güvende hissetmesi gibi yetişkinler de, eşleriyle*** birlikte olduklarında ve gereksinimlerine doyum bulduklarında kendilerini güvende ve rahat hissederler. Bu durumda, eş, bireyin, örneğin iş yaşamında yaratıcı projeler geliştirmesini (bebeklik dönemindeki çevreyi keşfetme sürecindeki gibi) sağlayan güvenli bir temel olma özelliği taşır. Birey, kendisini, gergin, hasta ya da tehlike içinde hissettiğinde eşi, güvenlik, rahatlık ve koruma sağlar. Bir başka deyişle, aşk yaşantısı, güvenlik duygusu sağlayan yetişkin bir eşle yaşanan duygusal bir bağdır. Bu noktada, bebeklik dönemi ile yetişkinlik dönemi bağlanma süreci arasındaki farklılıklara da değinilebilir. Bebek ile anne arasındaki bağ tek yönlüdür, bebek gereksinimlerinin karşılanması için rahatlık arar, anne de bu isteğe duyarlılık gösterir. Yetişkin romantik ilişkilerdeki bağlanma süreci ise, karşılıklıdır, her iki birey de hem bakımalan hem de bakımveren konumundadır (sevgi, şefkat, sıcaklık vb. almak ve vermek), ayrıca, yetişkin bağlanma süreci cinsel ilişkide bulunma ve ortak amaçlara sahip olma gibi faktörleri de içine almaktadır. Dolayısıyla, yetişkin romantik bağlanma sürecinin, bağlanma, ebeveynlik (bakım) ve cinsel ilişki ögelerinin bir bileşimi olduğu söylenebilir.

 

 

    Yetişkin bağlanma sürecinin//stillerinin davranış örüntülerini şu şekilde betimlemek mümkündür:

 

    Güvenli Bağlanma: Güvenli bağlanmaya sahip bireyler, eşlerine kolaylıkla yaklaşabilirler ve onlara bağlı olmaktan da mutludurlar. Terkedilme ve insanların onlara onların istediğinden daha fazla yakınlaşmaları yönünde kaygıları yoktur. Uzun süreli ilişkiler kurarlar, özellikle uzun süreli eşlerle yaşanan cinsellikten hoşlanırlar, hem kendilerine hem de diğer insanlara duydukları saygı ve güven yüksektir, stres altındayken sosyal destek ararlar, kendilerini açmaktan (self-disclosure) ve diğer insanların da kendilerini onlara açmalarından hoşlanırlar, kişilerarası ilişkilerinde olumlu, iyimser/yapıcı bir tutum sergilerler ve diğer bağlanma stillerine sahip bireylerden daha az oranda fiziksel rahatsızlık belirtileri ve ölüm korkusu gösterirler.

 

    Kaygılı/Kararsız Bağlanma: Kaygılı/kararsız bağlanma stiline sahip bireyler, çoğunlukla, eşlerine onların olduğundan daha fazla oranda yakınlaşma ihtiyacındadırlar, bununla birlikte, eşlerini de kendilerine yeterince yakın olmamakla suçlarlar. Terkedilme korkusu bu bağlanma stilinin en belirgin özelliklerindendir. İlişkileri, derin bir biçimde yaşanmakla birlikte kısa sürelidir, bir kayıp sonrası (ayrılma, terkedilme ya da ölüm) yoğun bir acı duyarlar, kendilerine duydukları saygı değişkenlik gösterir, cinsel birleşmeden ziyade sarılıp uyuma tarzında bir cinsel yaşam yönelimi gösterirler, sosyal ilişkilerinde kaçınan bireylerdeki kadar yüksek olmamakla birlikte reddedilme kaygısı duyarlar, romantik ilişkilerinde kıskançlık ve güvensizlik gösterirler, kişilerarası ilişkilerde yoğun bir öfke yaşarlar, ayrılık ve ölüm korkusu baskındır. Romantik ilişkinin güvenliği konusunda aşırı kaygılıdırlar, yoğun bir biçimde eşlerine (partner) odaklıdırlar, eşlerini kontrol etmeye yönelik davranışlarda bulunurlar ve ilişkinin sona ermesine karşı aşırı duyarlıdırlar (hypervigilant). Bu bağlanma stili, ilişki içerisinde duygusal iniş çıkışlarla belirgindir. Uzun süreli ilişkilerin de bile kendilerini ilişki içerisinde vareden nedenleri bilememekte, o ilişkide olmanın kazandırdığı faktörleri ya da doyum sağlattığı gereksinimleri tanımlamakta da güçlük çekmektedirler. “İlk görüşte aşk” türü deneyimlere eğilimlidirler, eşlerini idealize ederler, ilişkilerinde yoğun kıskançlık yaşarlar ve ilişki süreci boyunca olumlu duygulanımlardan ziyade olumsuz duygulanım yaşamaya daha eğilimlidirler.

 

    Kaçınan Bağlanma: Kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler, eşlerine güven duymazlar, insanların kendilerine bağlanmış olduğu duygusu gerginlik yaratır, ilişkilerine son derece sınırlı oranda duygusal yatırım (invesment) yaparlar, eşleriyle cinsel ilişki sırasında bir başka insanı düşlerler, ayrıca, bir aşk yaşantısı olmadan cinsel ilişkiye girme eğilimi de yüksektir. Kendileri stres altındayken yalnız kalmayı tercih ederler bununla birlikte eşleri stres altındayken de onlardan uzaklaşma eğilimi gösterirler. Özellikle olumsuz duygular yaşadıkları anlarda, olayı/kişiyi “umursamayarak/önemsemeyerek, inkar ederek” ya da “bastırarak” başaçıkarlar. Her türlü sosyal ilişkiyi “sıkıcı” ve “gereksiz” bulurlar, ancak bu bakışaçısı, gerçeği yansıtmanın ötesinde sadece bir görünümdür, bir başka deyişle savunma mekanizmasıdır; kaçınan bireyler kendilerini “kimsenin yardımına ihtiyaç duymayan, ayakları yere sağlam basan, güçlü“ vb. bireyler olarak “sunarlar”. Çünkü, bir başkasının desteğine/yardımına ihtiyaç duymak demek bu kişiye bağlı/bağlanmış olmak, yakın olmak (sıcaklık duymak) ya da bu kişiyi sevmek demektir, bu durum da bebeklik döneminde annenin yakınlık göstermeyen/reddedici/uzak olmasının yarattığı olumsuz etki gibi o kişi tarafından sevilmeme/istenmeme/reddedilme olasılığını gündeme getirecek ve reddedilme korkusu uyandıracaktır; birey böylelikle yaşamı boyunca birçok konu hakkında “isteyip reddedilmek” yerine “istemeyecektir”. Kaçınan bireylerin, “herkonuda” kendi kendilerine yeterli olmaları gerektiği yönündeki inançlarının (“hep yalnız olacağına inanmak ve kendi başının çaresine bakmak” gibi) ve buna uygun davranışlar sergilemelerinin nedeni budur. Ayrıca, kendilerini açmazlar diğer insanların da kendilerini onlara açmalarından rahatsızlık duyarlar, kendisini çok fazla oranda açan insanları da çekici bulmazlar. İlişkilerini de olumsuz bir biçimde hatırlama eğilimi gösterirler. Reddedilme korkuları ya da sosyal ilişkilerin gerekliliğine inanmamaları nedeniyle yoğun duygusal ilişkilerden kaçınırlar. İnsanların kendilerine yeterince özen göstermeyeceklerine inanırlar ve bu nedenle kendi kendilerine yeterli olmaya çalışırlar. Sosyal ilişkilerini, yakınlık (intimacy) duygusunun gelişmesine imkan vermeyecek biçimde yapılandırmaktadırlar. Bir ya da birkaç kişiyle hem de kısa süreli ilişkiler (gerek sosyal gerekse de romantik ilişkiler açısından) yürütmek bu bağlanma stiline sahip bireylerin yakınlık konusunda kendilerini korumalarını sağlamaktadır. Ayrıca, eşleri stres altındayken ve kendilerinden yardım istediklerinde öfke duyarlar.

 

 

    Kaynaklar

 

    Hardy, G. E. & Barkham, M. (1994). The relationship between interpersonal attachment styles and work difficulties, Human Relations, 47 (3), 263-281.

 

    Joplin, J. R., Nelson, D. L. & Quick, J. C. (1999). Attachment behavior and health: Relationships at work and home, Journal of Organizational Behavior, 20, 783-796.

 

    Krausz, M., Bizman, A. & Braslavsky, D. (2001). Effects of attachment style on preferences for and satisfaction with different employment contracts: An exploratory study, Journal of Business and Psychology, 16 (2), 299-316.

 

    Hazan, C. & Shaver, P. R. (1990). Love and work: An attachment-theoretical perspective, Journal of Personality and Social Psychology, 59 (2), 270-280.

 

    Sumer, H. C. & Knight, P. A. (2001). How do people with different atachment styles balance work and family ? A personality perspective on work-family linkage, Journal of Personality and Social Psychology, 86 (4), 653-663.

 

    Vasquez, K., Durik, A. M. & Hyde, J. S. (2002). Family and work: Implications of adult attachment styles, Personality and Social Psychology Bulletin, 28, (7), 874-886.

 

    Schirmer, L. L. & Lopez, F. G. (2001). Probing the social support and work strain relationship among adult workers: Contributions of adult attachment orientations, Journal of Vocational Behavior, 59, 17-33.

 

    Solmuş, T. (2002). Romantik bağlanma: Bebeklik dönemi bağlanma süreci, yetişkin bağlanma stilleri ve romantik ilişkiler, Türk Psikoloji Bülteni, 24-25, 105-113.

 

    Solmuş, T. (2003). Romantik bağlanma II: İlişkisel değişkenler ve ilişki süreci, Türk Psikoloji Bülteni, 28-29.

Tags: Bağlanma Stilleri, Bebeklik dönemi bağlanma süreci, İlişkisel değişkenler ve ilişki süreci, İş Yaşamı ve İş - Aile Yaşamı Etkileşimi/Dengesi, Öğrenim Psikolojisi, Romantik bağlanma II, Türk Psikoloji Bülteni, yetişkin bağlanma stilleri ve romantik ilişkiler

Yorum yapın, mutlaka cevaplandırılacaktır