Gösterim: 155 defa | Yorum yok » | Kategori: Fen ve Teknoloji
ATOMUN TARİHÇESİ Antikitede ve OrtaçaÄŸda Madde Anlamı ve Atom teorisi MenÅŸei bu ÅŸekilde tasavvur edilen maddenin tanecikli bir yapıda olduÄŸu fikri ise en eski bilgilerimizdendir. Filhakika Milâttan önce 1100 yılında Sayda filozoflarının, maddenin bölünemez gayet küçük parçacıklardan kurulmuÅŸ olduklarını düşündükleri hakkında iÅŸaretler vardır. Yine Milâttan 500 yıl önce Hintli filozof KANADA, maddenin her yönde daimî surette harekette bulunan pek küçük taneciklerden kurulduÄŸunu ve bunların basit olduÄŸunu, zira maddenin sonsuz bir ÅŸekilde bölünemiyece- ÄŸini ortaya atmıştır. Yunan atom teorisi Miletli LEUCIPPUS (M.Ö. 430 tahminen) ve bilhassa talebesi DEMOCRITUS (M.Ö. 470-400 tahminen) tarafından kurulmuÅŸ, Sisamlı EPICURUS (M.Ö. 306) ve antikitenin en dikkate deÄŸer materyalist sistemiyle De Natura Rerum’un (eÅŸyanın mahiyeti hakkında) müellifi Lâtin ÅŸair ve fizikçisi LUCRETIUS (M.Ö. 90-95) tarafından devam ettirilmiÅŸtir. Bunlara göre madde ancak bir merhaleye kadar bölünebilir. Artık bölünmesi mümkün olmayan son bölünme kısmına da Epikurus, Yunancada bölünemez anlamına gelen Atomos’dan Atom adını vermiÅŸtir. Atomlar sert ve doludurlar. Bir cisim bunların birleÅŸmesi ile vücut bulur, ayrılmasa ile de mahvolur. Atomlar hareketlidirler ve çarpışmaları neticesinde ısı meydana gelir. Atomların birbirleriyle birleÅŸme tarzından cisimlerin gaz, likid ve solid halleri meydana gelir. ARISTO (M.Ö. 384-321), tabiat hakkındaki sezgisel bilgisi pek derin bir dâhi olmakla beraber maddenin hakikî mahiyetini kavrayamamıştır. Onun fikrince hakikatte madde yoktur. EÅŸyayı ancak özellikleriyle tanıyabildiÄŸimize ve bunlarla farklılandırabildiÄŸimize göre, ancak bu özellikler prensip yahut element olarak düşünülebilir. Yani elementler ayrı ayrı özelliklerden ibarettir. Aristo her ÅŸeye uygun gelen özellikler araÅŸtır-mış ve bunların sıcak ve soÄŸuk, kuru ve yaÅŸta bulunduÄŸunu sanmıştır. Bunlar ikiÅŸer ikiÅŸer birleÅŸtirildiklerinde altı çift elde edilir. Fakat bunlardan soÄŸukla sıcak ve kuruyla yaÅŸ birbirinin zıttı olduÄŸu için yok edilir ve neticede dört tane kalır. SoÄŸuk ve yaÅŸ suyu (likid olan ÅŸey), soÄŸuk ve kuru toprağı (solid olan ÅŸey), yaÅŸ ve sıcak havayı (gaz olan ÅŸey), kuru ve sıcak ateÅŸi (yanan ÅŸey) teÅŸkil eder. İşte ortaçaÄŸda pek büyük bir rol oynamış olan Aristo’nun dört element teorisinin menÅŸei budur. Şüphesiz bunlar bugünkü manâda birer element deÄŸildirler. Zira bugünkü manâda bir element, baÅŸka cisimlerin birleÅŸiminde bulunan cisimlerdir. Aristo’nun elementleri ise, muayyen ve temel özellikleri gösteriyordu. Böyle bir felsefe yardımıyla herhangi bir olayın sayı ile ve ölçü ile ifadesi mümkün deÄŸildi. OrtaçaÄŸda (476-1453) Åžark simyacıları Aristo’nun dört elementine cıva, kükürt ve tuz gibi üç element daha ilâve ederler. Yalnız bunlarla bugün aynı adı taşıyan cisimler arasında hiçbir münasebet yoktur. Bunlar cisimlerde az çok bulunurlar. Kükürt, cisme ateÅŸte bozulabilme ile rengini ; cıva, metalik manzara ile eriyebilmeyi ; tuz da, lezzeti ve çözünebilmeyi verir. OrtaçaÄŸ, ortaya atılan bu saçma teorilerden dolayı ilim tarihinde karanlık bir devre olarak yer almıştır. İlmi bütün bunlardan ilk defa kurtaran ve kimyasal elementin modern mânasını ilme sokan ROBERT BOYLE (1626-1691) olmuÅŸtur. Boyle denel temelden yoksun bir hipotezi kabul etmeyi kesin olarak reddetmiÅŸtir. Boyle, madde kavramıyla düşünen bir bilgindir. Ona göre elementleri özellik olarak deÄŸil madde olarak almak lâzımdır. Element demek, sadece daha basit maddelere ayrılamayan madde demektir. Öteki cisimler bunların bileÅŸikleridir. Bu bakımdan Boyle’a ilk kimyacı gözüyle bakılabilir. Boyle bir atomistikçidir. Fakat henüz kantıtatif kimya çağına girilmemiÅŸ olduÄŸundan bir çok düşünceleri felsefî mahiyette kalmıştır. Bununla beraber, Boyle’un araÅŸtırmaları tesadüfün mahsulü ÅŸeyler deÄŸildir. The Sceptical Chemist adlı eserinden de anlaşıldığı gibi, bunlar düşünülmüş ve muhakeme edilmiÅŸ iÅŸlerdir. Boyle sayesinde neticeye epeyce yaklaşılmış iken XVIII. Yüzyıl kimyacıları, mevcut vakâları hiç düşünmeden ve üstelik bunlarla çeliÅŸme halinde olmasına raÄŸmen eski Yunandan kalma bir zihniyet mirasıyla genel fikirler baÅŸvurmuÅŸlardır. XVIII. Yüzyıl STHAL’ın flogiston devridir. Bu teoriye göre, her yanıcı cisim, biri yanıcı olmayan sabit bir madde ile (kül, toprak) öteki yanıcı bir prensip yani flogiston yahut flogistikten ibarettir. Flogiston maddî birleÅŸim bakımından çok yanlıştır ; bizi element ve birle-ÅŸik cisim hakkında yanlış düşüncelere götürür. Meselâ metaller birleÅŸik, oksitler ise basit cisimlerdir. Üç çeyrek yüzyıl zarfında kimyaya hâkim olan bu teori, element mefhumunun geliÅŸmesine hiç de müsait deÄŸildi ; zira maddenin temel özelliÄŸi olan kütleyi hiç göz önüne almıyordu. Yeni kimyanın kurucusu büyük âlim LAVOISIER ile kantitatif kimya çağı doÄŸmuÅŸ ve flogiston teorisi ortadan kalkmıştır. Lavoisier ile madde gerçek manâsını almış ve elementin kantitatif tarifi verilmiÅŸtir. Lavoisier için element, eldeki vasıtalarla ayrıştırılamayan cisimdir. Ancak maddenin gerçek anlamı anlaşıldıktan ve elementin gözlem ve denemeye uygun doÄŸru bir tarifi verildikten sonradır ki modern atomistik’in doÄŸuÅŸu beklenebilirdi ve gerçekten de öyle olmuÅŸtur.İnsanoÄŸlu en eski çaÄŸlardan itibaren maddenin menÅŸeini ve mahiyetini izah etmeÄŸe çalışmıştır. Eskilerde kâinattaki her ÅŸeyin bir tek ana maddeden (prensipten) geldiÄŸi fikri vardı. Bu sebeple eskilerin ve bu arada bilhassa eski Yunan filozoflarının baÅŸlıca çalışmalarını kâinatın sonsuz karışıklığını az sayıda ana maddeye irca etmek teÅŸkil eder. Eski Yunan ve Avrupa felsefesinin babası olup Yunan Ege Okulunun kurucusu olan Milet’li THALES (M.Ö. 640-546), her ÅŸeyin sudan geldiÄŸini farzediyordu. Şüphesiz Thales‘e göre mevcut olan ÅŸey, sis, su ve toprak ÅŸekillerini alabilmelidir. Thales ana madde olarak suyu almakla, akıcılık özelliÄŸinde kâinatın esas vasfını düşünmüş ve bu vasfın mütemadi ÅŸekilde deÄŸiÅŸmesiyle de maddenin gaz, likid ve solid gibi üç ayrı fiziksel halinin meydana gelebileceÄŸini ifade etmek istemiÅŸtir. Milet Okulundan ve Thales‘in talebesi ANAXIMANDROS’a göre her ÅŸeyin menÅŸei olan ana madde müşahhas bir ÅŸey olarak düşünülmemelidir; onun bir tek vasfı vardır ki o da sonsuz ve sınırsız oluÅŸudur. Anaximandros’un bu düşüncesi asrımıza kadar fizikte yer almış bulunan uydurma «esîr» mefhumunun ilk tezahürüdür. Anaximandros’un memleketlisi ve talebesi ANAXIMENES (M.Ö. 585-525 tahminen) için bu ana madde hava, Ege Okulundan Efesli HERACLITUS (M.Ö. 490-430) için ise ateÅŸtir. Sonradan bir tek ana madde ile bir çok ÅŸeyin imkansızlığı karşısında bu tek prensip yerine dualist sistem ikame edilmiÅŸtir. Bu sisteme göre, her ÅŸey iyilikle kötülük, sevgi ile nefret gibi birbirine zıt iki prensibin karşılıklı birleÅŸmesiyle meydana gelir. Şüphesiz bu da yeter olmayınca Sicilyalı EMPEDOCLES (M.Ö. 490-430) Ege Okulunun tek ana maddesi yerine dört madde düşünür: toprak, su, hava, ateÅŸ ve bunların yanında iki semevî kuvvet olan sevgi ve nefret her ÅŸeyin temelini teÅŸkil eder. Sevgi unsurları birleÅŸtirir; nefret ise bunları birbirinden ayırır. İleride görüleceÄŸi gibi, Empedocles’in bu fikirleri Aristo tarafından da benimsenmiÅŸ ve hakikattan uzak olmakla beraber OrtaçaÄŸda mühim rol oynamıştır.





