Yazar: FERO CREATION | Tarih: Cuma, Åžubat 5th, 2010 saat 9:40 am
Gösterim: 308 defa | Yorum yok » | Kategori: Atatürk Hakkında HerÅŸey

Atatürk’ün Hastalığı, Son Günleri ve Vasiyeti…

 

Atatürk’ü İhmal Öldürdü!
Son muharebesini ölüme karşı verirken niye çok ÅŸanssızdı? Onu, hangi yakın arkadaşının vefatı periÅŸan etti?
Çevresinin büyük bir hatası neden hayatına mal oldu? Açılışını yaptığı Yalova Termal Oteli’nde tesadüfen neyi öÄŸrendi? İşte Atatürk’ü acı sona götüren büyük bir ihmalin hikáyesi.
TARİH: 10 Ocak 1937. Atatürk acı haberi İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda aldı; Nuri Conker (Ünlü sosyolog Prof. Nur Vergin’in dedesi) vefat etmiÅŸti.
Haber duyulunca sarayda derin bir sükût hákim oldu. Herkes biliyordu ki, Nuri Bey, Atatürk’ün en yakın arkadaşıydı. Deyim yerindeyse “ruh ikizi”ydi.
Atatürk’ün yaÅŸamında senli benli konuÅŸtuÄŸu, ÅŸakalaÅŸtığı tek isimdi. Mahalle arkadaÅŸlığıyla baÅŸlayan iliÅŸkileri, askeri okullar, savaÅŸ cepheleri, yeni bir cumhuriyetin kurulması gibi güç koÅŸullarda sürüp gitmiÅŸti.
Atatürk, arkadaşının ölüm haberini aldığı o gün ve daha sonraki günlerde nedense hep otomobille ÅžiÅŸli ve çevresini gezdi. Bu gezilerinde yalnızdı. Yanına kimseyi istemiyordu. Zaten Nuri Conker’in ölümüyle ilgili kimseyle de konuÅŸmuyordu.
Sadece, bir hafta sonra İstanbul’da oturan çocukluk arkadaşı Asaf İlbay’ın ziyaretine gitti. GeçmiÅŸe. Çocukluk anılarına döndüler ama yine de orada da pek kalmadı.
YaÅŸadığı dramı kimseyle paylaÅŸmamayı sürdürdü. Kimse de çekinip soramıyordu zaten. Depresif bir ruh halindeydi. Manevi kızı Ülkü’yle oyalanarak moral bulmaya çalışıyordu.
İşte tam o günlerde Atatürk’ün vücudunda fiziksel deÄŸiÅŸiklikler olmaya baÅŸladı. Yüzü sararmıştı. BaÅŸ aÄŸrısı ve ateÅŸi vardı sürekli. Yorgun ve zayıf hissediyordu kendini. AsabileÅŸmiÅŸti.
Yakın çevresi, bu durumu Nuri Bey’in ölümüne duyduÄŸu büyük acıya baÄŸlıyordu…

Hastalığın Semptomları
Ankara’ya dönmesi bile ruh halinde bir deÄŸiÅŸiklik yapmadı.
Ankara’da vücudunda kaşınmalar baÅŸladı. Özellikle sol bacağının kasık ile dizkapağı arası çok kaşınıyordu. Burası tırnak izi yaralarıyla kaplıydı. Yaralar merhemle iyileÅŸtirilmeye çalışılıyordu.
Kaşıntılar canından bezdirmiÅŸti. Kaşıntıların sebebi olarak Çankaya KöÅŸkü’ndeki karıncalar gösterildi! KöÅŸk dezenfekte edildi ama kaşıntılar sona ermedi.
Atatürk, KöÅŸk’ten ayrıldı ama kaşıntılardan yine de kurtulamadı.
Bu arada, durdurulması güç burun kanamaları oluyordu. Hastalık kendini belli etmeye çalışıyor ama kimse görmüyor ya da görmek istemiyordu. Bazı geceler sofrada ÅŸiddetli bir öksürüÄŸe tutuluyor, boÄŸuluyor gibi oluyordu.
İnanması güç ama kimse Atatürk’e hasta olduÄŸunu söylemiyordu! Söyleyemiyordu.
Çünkü onlara göre büyük kurtarıcı “ölümsüz”dü. ÖlümsüzlüÄŸüne o kadar inanmışlardı ki, hastalık belirtilerini bile görmezlikten geliyorlardı!
Hadi yakın çevresi neyse, doktorlarının bu semptomları görüp neden ciddi bir teÅŸhis giriÅŸiminde bulunmadıklarını da anlamak zordu. DiÄŸer yanda Atatürk de hasta olduÄŸu gerçeÄŸiyle yüzleÅŸmek istemiyordu. Bunun sadece ruhsal nedeni yoktu.
O’nun önceliÄŸinde Hatay meselesi vardı ve Fransızların karşısında “hasta bir adam” olarak bulunmak istemiyordu.
Sebebi ne olursa olsun, ne yazık ki bu ölümcül gaflet tam bir yıl sürdü. Hastalığın teÅŸhisi tesadüfen konuldu.

İlk Teşhis
Nihat ReÅŸat Belger, bir doktordu.
Aynı zamanda Osmanlı’nın son dönemindeki siyasal olayların merkezinde bulunmuÅŸ politik bir isimdi.
Siyasal serüvenine İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde baÅŸlamış; daha sonra ideolojik ayrılık yaÅŸamış ve Prens Sabahattin’in “liberalizmine” yönelmiÅŸti.
Cumhuriyet döneminde ise siyasetten tamamen kopmuÅŸtu. Yalova’da yapımına 1935 yılında baÅŸlanmış olan Termal Oteli’nin sahibiydi. Otelin açılışı 21 Ocak 1938’de Atatürk tarafından yapıldı.
Dr. Nihat ReÅŸat Belger, Atatürk’ün yorgun halinden ÅŸüphelenmiÅŸti. Bir sohbetinde konuyu hastalık meselesine getirdi. Atatürk son dönemlerindeki rahatsızlıklarını sıralamaya baÅŸladı.
Dr. Belger, izin verirse muayene etmek istediÄŸini söyledi. Ve bu muayene sırasında Atatürk’ün hastalığı teÅŸhis edildi: KaraciÄŸer sirozuydu. Ne yazık ki bu amansız hastalık ilk semptomların belirmesinden bir yıl sonra teÅŸhis edilebilmiÅŸti.
EÄŸer bu teÅŸhis zamanında yapılsaydı Atatürk uygun bir bakımla birkaç yıl daha yaÅŸayabilecekti.
Ancak çevresi onun varlığından o kadar büyülenmiÅŸti ki, “ölümsüzlük” tanısı hastalığın görülmesini engellemiÅŸti.
Ve bu nedenle aslında Atatürk öldürülmüÅŸtü!

Atatürk Savarona’da Dinlenirken
Siroz hastası Atatürk’ün fiziksel görünüÅŸü pek hoÅŸ deÄŸil: Karnı ÅŸiÅŸmiÅŸ, bedenindeki adaleler erimiÅŸ ve yüzü çatlamış, kılcal damarlarla dolmuÅŸtu. Böyle görünmek istemiyordu. Herkese tembihlemiÅŸti. Bu nedenle Savarona gemisinden Dolmabahçe’ye getiriliÅŸi gece olmuÅŸtu. Odasına çok az kiÅŸi girebiliyordu.

Neden Çankaya KöÅŸkü’ne Gömülmedi
Atatürk’ün nereye defnedileceÄŸine iliÅŸkin üç kiÅŸilik komisyon kuruldu. Komisyonun raporu, Çankaya KöÅŸkü’nü iÅŸaret ediyordu. Ancak Atatürk çok sevdiÄŸi yere gömülmedi! Peki, ama neden?
ATATÜRK’ün ölümsüzlüÄŸüne o kadar inanılmıştı ki, ne yakın çevresi ne de devlet yetkilileri, nereye defnedileceÄŸi konusunu hiç konuÅŸmamışlardı.
Bu nedenle, Atatürk vefat edince nereye defnedileceÄŸi konusunda her kafadan bir ses çıktı. Tartışmalar sonucunda çoÄŸunluk, milli mücadelenin merkezi olduÄŸu için Ankara’yı önerdi. Ankara konusunda uzlaşıldı.
Ama Atatürk’e sıradan bir mezar yapılamazdı, anıtkabir yapılmalıydı. Peki, anıtkabir Ankara’nın neresine yapılacaktı?
Hükümet bunun için üç kiÅŸilik bir komisyon kurdu. Komisyonda, Ankara Milletvekili Falih Rıfkı Atay, İstanbul Milletvekili Salah Cimcoz ve İçel Milletvekili Ferit Celal Güven vardı.
Komisyon, Ankara ÅŸehrinin imar planını yapan Prof. Hermann Yansen ve Prof. Clemens Holzmeister ile Güzel Sanatlar Akademisi öÄŸretim görevlisi Prof. Bruno Tavt’tan görüÅŸ aldı. Ayrıca Türk mimarlarıyla da toplantılar yapıldı. Genel görüÅŸ, anıtkabirin Etnografya Müzesi’ne yapılmasıydı.
Atatürk, bu müzenin yapımını kendi istemiÅŸ ve yapılışını adım adım takip etmiÅŸti. Müze haline geldikten sonra gittiÄŸi bir gün, “Burada bir mezar havası var; adeta büyük bir kabre benziyor” sözünden yola çıkanlar, Atatürk’ün buraya gömülmek istediÄŸi yorumunu çıkarmışlardı.
Üç kiÅŸilik komisyon, Atatürk’ün Etnografya Müzesi’ne defnedilmesini de araÅŸtırdılar. Ancak sonuç olumlu deÄŸildi. Uzmanlar buraya büyük bir anıtkabirin yapılamayacağını söylemiÅŸlerdi.
Komisyon kendilerine önerilen Ankara’daki tren istasyonunun arkasındaki tepeyi de pek beÄŸenmemiÅŸti.
Komisyon, Atatürk’ün Çankaya KöÅŸkü’ne defnedilmesini önermiÅŸti:
İşte komisyon baÅŸkanı Falih Rıfkı Atay’ın eliyle yazdığı rapor:
Atatürk, bütün hayatında Çankaya’dan ayrılmamıştır. Çankaya, ÅŸehrin her tarafına hákimdir ve Milli Mücadele, kurtuluÅŸ ve inkılaplarımızın hatıralarında ayrılmaz bir surette baÄŸlıdır. En muhteÅŸem abideler inÅŸasına müsaittir. Hülasa maddi manevi bütün ÅŸartları haizdir. Atatürk’ü ölümünden sonra Çankaya’dan ayırmayı haklı gösterecek hiçbir sebep bulamadık. Onun için bizler, Çankaya fikrinde ısrar ediyoruz.”
Åžehir planlamacı uzmanların ve üç kiÅŸilik komisyonun bu kararına raÄŸmen Atatürk, tren istasyonu arkasındaki tepe üzerinde inÅŸa edilen anıtkabire gömülecekti!
Çankaya KöÅŸkü’nün deÄŸil de tren istasyonu arkasındaki bir tepenin anıtkabir olarak seçilmesinin nedeni, Milli Åžef İsmet İnönü’dür. İnönü döneminde Atatürk, “KurtuluÅŸ Savaşı öncüsü, Cumhuriyetin Kurucusu fani bir önderdi”. Bilinenin aksine Atatürk’ü kült haline getiren İnönü deÄŸil, Celal Bayar-Adnan Menderes ikilisidir.
Atatürk, mirasçıları arasına Erdal İnönü’yü neden koydu?
Atatürk yaÅŸamının son yılında İsmet İnönü’yle yollarını ayırdı. Buna raÄŸmen Atatürk, İsmet İnönü’nün çocukları Ömer, Erdal ve Özden İnönü’yü neden mirasçısı yaptı? İşte o ilginç sebep?

Tarih: 20 Eylül 1937.
Atatürk ile İsmet İnönü’nün yolları bu tarihte ayrıldı. Atatürk’ün isteÄŸi üzerine İnönü baÅŸbakanlıktan istifa etmek zorunda kaldı.
Bu ayrılığın sebepleri arasında; Atatürk Orman ÇiftliÄŸi’nin harcamaları gibi içsel; Nyon AntlaÅŸması gibi dışsal siyasal anlaÅŸmazlıklar gösterilse de; aslında gözden kaçan temel sebep, Atatürk’ün henüz teÅŸhis edilmemiÅŸ hastalığıydı.
Atatürk asabileÅŸmiÅŸti.
BaÅŸbakan İnönü’nün her sözünü kendisine yapılmış bir tehdit gibi algılıyordu.
Ve ne yazık ki Atatürk’ün bu tür davranışlarının sebebi üzerinde kimse durmuyordu. Ona ne hastalık ne ölüm yakıştırılıyordu!
Hastalık bilinse belki böyle bir ayrılık olmayacaktı.

Vasiyetini Yazdırıyor
5 Eylül 1938.
Ayrılığın üzerinden bir yıl geçmiÅŸti.
Atatürk’ün hastalığı gün geçtikçe ağırlaÅŸmaktaydı.
Tesadüf: İsmet İnönü de hastaydı. Safrakesesi, iltihap kapmıştı. İnönü’nün çok ağır bir hastalığa yakalandığı bilgisi Atatürk’e ulaÅŸtı. İnönü’nün yaÅŸamasının güç olduÄŸu söylendi.
Atatürk, Fransa’dan getirttiÄŸi iç hastalıklar uzmanı Prof. Fissenger’i İnönü’yü tedavi etmesi için Ankara’ya gönderdi.
O gün, yani 5 Eylül’de Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak’ı yanına çağırarak vasiyetinin yazılmasına yardımcı olmasını rica etti.
Mirasından İnönü’nün çocuklarına pay verilmesini istiyordu. Dava arkadaşı İnönü ölürse üç çocuÄŸunun ortada kalacağından endiÅŸe ediyordu. Çocukların amcası Hasan Rıza Temelli’nin Ömer, Erdal ve Özden’e bakamayacağını düÅŸünüyordu.
Atatürk, Özel Kalem Müdürü Soyak ile vasiyetnamesi üzerine kısa bir çalışma yaptıktan bir gün sonra İstanbul 6. Noteri İsmail Kunter, Dolmabahçe’ye çaÄŸrıldı. Bu davet herkesten gizli tutuldu. Noter Kunter, saray çalışanlarına Atatürk’ün özel doktoru Prof. NeÅŸet Ömer İrdelp’in konsültasyon için gelen doktor arkadaşı olarak gösterildi.
Atatürk’ün odasına gizlilikle girdiler. Atatürk, “Kapıyı kapatın, içeri kimse girmesin” talimatını verdi. Sonra yatağından doÄŸruldu. Önüne ayaklı yemek tablasını aldı. Vasiyeti üzerindeki deÄŸiÅŸiklikleri eline aldığı kalemle yaparak notere yazdırmaya baÅŸladı.

İşte Atatürk’ün Vasiyeti
Ağır hasta olmasına raÄŸmen çok sakindi.
Halbuki odada bulunan herkes heyecandan titriyordu. Onlar için hiç kolay deÄŸildi; Atatürk vasiyetini hazırlıyordu.
Yorulmasına raÄŸmen, o gün vasiyetini bitirdi.
Vasiyeti kısaydı:
“Malik olduÄŸum bütün nukut (para) ve hisse senetleri ile Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi (mallarımı) Halk Partisi’ne atideki ÅŸartlarla terk ve vasiyet ediyorum.
1- Nutuk ve hisse senetleri şimdiki gibi İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.
2- Her seneki nemadan bana nispetleri ÅŸerefli mahfuz kaldıkça, yaÅŸadıkları müddetçe, (kız kardeÅŸi) Makbule’ye ayda 1000; (manevi kızları) Afet’e 800, Sabiha Gökçen’e 600, Ülkü’ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile’ye ÅŸimdiki 100’er lira verilecektir.
3- Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek para verilecektir.
4- Makbule yaÅŸadığı müddetçe Çankaya’da oturduÄŸu ev de emrinde kalacaktır.
5- İsmet İnönü’nün çocuklarına, yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.
6- Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya Türk Tarih ve Türk Dil Kurumları’na tahsis edilecektir.”

Cumhurbaşkanı Adayı
İsmet İnönü’nün vefat edeceÄŸini ve çocuklarının ortada kalacağını düÅŸünen Atatürk mirasından Ömer, Erdal ve Özden’e pay vermesine raÄŸmen “siyasi mirası”ndan İsmet İnönü’ye bir ÅŸey bırakmadı!
İnönü’nün yaÅŸamayacağından mı, kızgınlığın hálá sürmesinden mi bilinmez, kendisinden sonra CumhurbaÅŸkanlığı koltuÄŸuna Fevzi Çakmak’ın oturmasını arzulamıştı.
İddianın sahibi Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak’tı.
Atatürk kendi el yazısıyla yazdığı vasiyetini zarfa koyup kapatmış ve baÅŸucundaki komodinin çekmecesine yerleÅŸtirmiÅŸti.
Herkes odadan çıktıktan sonra Atatürk, Özel Kalem Müdürü Soyak ile 15-20 dakika sohbet etmiÅŸti. İşte bu sohbet sırasında Atatürk, kendinden sonra CumhurbaÅŸkanlığına Fevzi Çakmak’ın getirilmesinin doÄŸru olacağını söylemiÅŸti:
“Elbette bunda söz ve intihap (seçme) hakkı sadece milletin ve onun mümessili olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir; yalnız ben bu meseledeki mütalaamı ifade edeceÄŸim. Evvela akla İsmet PaÅŸa gelir; memlekete pek büyük hizmetler ifa etmiÅŸtir. Fakat nedense umumun sempatisini kazanamadığı görülüyor; bu yüzden pek de cazip olmasa gerek. Bir de MareÅŸal Fevzi Çakmak var. O, hem memlekete büyük hizmetler etmiÅŸ hem de herkesle iyi geçinmiÅŸ, salahiyet sahiplerinin mütalaalarına daima kıymet vermiÅŸtir; kimse ile münazaa (tartışma) halinde deÄŸildir. Bu itibarla bence Devlet BaÅŸkanlığı için en münasip arkadaÅŸ odur.” (“Atatürk’ten Hatıralar” s. 717)
Atatürk’ün bu talebinin neden yerine getirilmediÄŸi, ayrı bir yazı konusudur.

Tags: ankara, asker, atatürk, Atatürk Hakkında Herşey, BANKA, Celal Bayar, Cemiyeti, Cumhur, Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet, Cumhuriyetin, DEVLET, din, Fransa, halbuki, halk, Hatay, İş Bankası, kpss dersleri, kpss sonuçları, meclis, Menderes, Milli, Milli Şef, NUTUK, Osmanlı, PARA, Plan, PLANLAMA, Rumlar, sanat, siyasi, Tarih, türk, vergi, yaş, yeri

Yorum yapın, mutlaka cevaplandırılacaktır