Gösterim: 330 defa | Yorum yok » | Kategori: Atatürk Hakkında HerÅŸey
Atatürk İnkılapları Åžapka Ve Kıyafet İnkılâbı (25 Kasım 1925) Åžapka ve Kıyafet İnkılâbı (25 Kasım 1925) Ülke halkını her alanda çaÄŸdaÅŸ ve uygar düzeye çıkarabilmek için deÄŸiÅŸiklikler tasarlarken, dış görünüÅŸüyle de bunu vurgulaması gerektiÄŸine inanan Mustafa Kemal’in, 25 AÄŸustos 1925′te Kastamonu’ya yaptığı bir gezide başına ÅŸapka giyip, “Buna ÅŸapka derler” diye halkı ÅŸapka giymeye özendirmesinden sonra, 25 Kasım 1925′te Åžapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun çıkarılıp, dinsel giysilerle sokakta gezilmesi yasaklandı Sosyal alanda yapılan inkılaplar 1. ÅŸapka inkılâbı ve kılık kıyafet deÄŸiÅŸimi cumhuriyetin ilanıyla birlikte bilimi esas alan yeniden yapılanma süreci içinde sosyal alanda da deÄŸiÅŸikliklere ve yeniliklere ihtiyaç duyuluyordu. kılık kıyafette yeni düzenlemelerin yapılması gerekli gözüküyordu. Dış görünüÅŸle düÅŸünce yapısı arasında bir ilginin olamayacağını düÅŸünenler olmakla birlikte sosyolojik ve tarihî gerçekler bu düÅŸüncenin doÄŸru olmadığını göstermektedir. DoÄŸu ve batı uygarlıklarının -dış görünüÅŸ bakımından – en ayırt edici özelliÄŸini kıyafet oluÅŸturuyordu. modern çaÄŸla birlikte batı da her ülkenin kendine özgü kıyafetlerinden baÅŸka ortak bir kıyafet de ortaya çıkmıştı. Ortaya çıkan bu ÅŸekil veya görünüÅŸ, batının temsil ettiÄŸi fen, teknoloji, hür düÅŸünce ve bilimsel anlayış veya daha geniÅŸ anlamda medeniyetin sembolü gibi algılanmaya baÅŸlanmıştır. bu yüzdendir ki, Osmanlı dönemi yenilik hareketlerinde özellikle ıı. mahmuddan itibaren batının norm ve seviyesine ulaÅŸma amacı güden deÄŸiÅŸim sürecinde kılık kıyafet hususu göz ardı edilmemiÅŸtir. Osmanlı devletinde kılık ve kıyafet birliÄŸinin saÄŸlanması için ıı. Mahmut devrine gelinceye kadar bir giriÅŸinde bulunulmamıştır. Osmanlı toplumu, deÄŸiÅŸik dinlere mensup çok uluslu bir yapı olduÄŸundan, farklı dinlerdeki cemaatlerin kendi geleneklerine göre bir kıyafet kullanması normal görülmüÅŸtür. bununla beraber devlet zaman zaman kıyafetlerin rengini belirlemeye kalkışmıştır. ııı. selim devrinde (1789- 1807) müslümanların baÅŸlık (serpuÅŸ) ve ayakkabılarının sarı, Ermenilerin kırmızı, rumların siyah. Yahudilerinkinin de mavi olması kabul edilmiÅŸtir. ıı. Mahmut, dini yapılar dışında halkı arasında bir fark gözetmeyeceÄŸini ilân ettiÄŸi için bu kıyafet farklılıkları devam edemezdi. bununla beraber, padiÅŸah yalnız memurlarla askerler için kıyafet birliÄŸi saÄŸlamaya çalışmış, ve setre pantolonu kabul etmiÅŸtir. bu deÄŸiÅŸime karşı çıkanlar olmakla birlikte halkın bir kısmı da bu kıyafeti benimsemiÅŸtir. ÅŸapka hıristiyanların baÅŸlığı olduÄŸu düÅŸünüldüÄŸü için alınamamış ve onun yerine tunusluların giydiÄŸi fes alınmıştır. fes yalnız askerler ve memurlar için zorunlu olduÄŸundan halktan her sınıf ve cemaat başına istediÄŸini koymakta serbest bırakılmıştı. ilmiye sınıfına mensup olanlar sarık, tarikatlara baÄŸlı bulunanlar külah, halktan bazı kimseler de kalpak, bazıları da keçe külah giymiÅŸlerdir. bu baÅŸlık (serpuÅŸ) farklılığı yüzünden halkı göstermek için “başıbozuk” tabiri kullanılmıştır. ıı. abdülhamid devrinde, panislâmizm politikası güdüldüÄŸü için fes, dinî dayanışmanın bir sembolü haline gelmiÅŸtir. 1908de ıı. meÅŸrutiyet inkılâbını yapanlar, kendilerini ıı. abdülhamid devri adamlarından ayırt etmek için kalpak giyiyorlardı. bu geliÅŸmeler sırasında bazı softalar ve ulema “fesin din ve iman alâmeti olduÄŸunu” ileri sürerek buna itiraz etmiÅŸlerdir.




