Gösterim: 51 defa | Yorum yok » | Kategori: Belirli Gün ve Haftalar
ZAFER BAYRAMI 30 AÄŸustos Türk tarihi zaferlerle doludur. Ama 30 AÄŸustos 1922’de zaferle sonuçlanan Dumlupınar Savaşı, Türk ulusunun yeniden diriliÅŸidir. Atatürk, ünlü “Nutuk”unda KurtuluÅŸ Savaşı’nı anlatır. Her Türk yurttaşının okuması gereken Nutuk (Söylev)’da Atatürk savaÅŸa nasıl hazırlandığımızı da anlatmaktadır. O’ndan öğrendiÄŸimize göre: BaÅŸkomutan Gazi Mustafa Kemal PaÅŸa, Batı Cephesi Komutanı ve İnönü SavaÅŸları kahramanı İsmet PaÅŸa ve Genelkurmay BaÅŸkanı Fevzi Çakmak PaÅŸa büyük bir gizlilik içinde taarruz planlarını hazırlarlar. 1922 AÄŸustos ayında Türk Ordusu taarruza geçmek için, Kurmay heyeti’nce karar verilir. Mustafa Kemal, İsmet Bey, Fevzi Çakmak ve diÄŸer paÅŸalar ile kurmaylar; savaşı yönetmek üzere Kocatepe’ye gelirler. 26 AÄŸustos sabah, saat 05.30’da Türk topçu birlikleri Afyon’un güneyinden düşman siperlerini ateÅŸle vurmaya baÅŸlar. Ardından piyadeler hücuma geçerler. Planlandığı gibi Büyük Taarruz devam eder ve düşman gerilemeye baÅŸlar, bozguna uÄŸrayarak ikiye ayrılır. 30 AÄŸustos’a kadar düşman ordusu çembere alınır. 30 AÄŸustos sabahı, 1. Ordu ve avcı hatlarını ile 4. Kolordu’yu denetleyen BaÅŸkomutan Mustafa Kemal PaÅŸa; saat 14.00’da Aslıhanlar yakınındaki “Komuta Karargâhından taarruz emrini verir. Dumlupanır’da ordumuz düşmana son darbeyi vurur. Düşman askerleri kaçmaya baÅŸlar. Mustafa Kemal PaÅŸa; kaçan düşman askerlerini kovalamak için, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” komutunu verir. Yunan BaÅŸkomutanı General Tikopıs dâhil çok sayıda esir alınır. Åžahlanan Türk Ordusu düşman güçlerini İzmir’e kadar kovalar. 9 Eylül 1922 günü Türk Ordusu İzmir’e girer. Batı Anadolu’yu yakan yıkan düşman kuvvetleri canlarını zor kurtararak, geldikleri gibi gemilere binerek giderler. 30 AÄŸustos 1922 tarihi, Türk ulusunu esir etmek isteyen emperyalist güçlere karşı; kadınıyla çocuÄŸuyla, ordusuyla topyekûn verdiÄŸi bir savaşın ve ulusal benliÄŸini kurtardığı ve Zafer Destanı’nın yazıldığı gündür. Bu mutlu günde, zaferi bize yaÅŸatan Atatürk ve silah arkadaÅŸları ile kahraman Türk Ordusu’na şükran ve minnetlerimizi sunarken, ulusumuza da Zafer Bayramı kutlu olsun… ZAFER BAYRAMI – ŞİİRLER ZAFERDEN DÖNENLERİN TÜRKÜSÜ Anneler dindiriniz gönlünüzün yasını, Düşman kanıyla sildik palamızın pasını… Yeniden çizmek için vatan haritasını Hep ateÅŸten ve kandan bir sahneye çevirdik Gökleri çatırdayan bir vatan parçasını. Anneler, aÄŸlamayın dönmeyenlerinize, Yurda saldıranları getirdik iÅŸte dize. Åžu daÄŸların üstünden yol ararken denize Çöktü hücumumuzdan düşmanla dolu daÄŸlar, Gökler geniÅŸleyerek denizler geldi bize. Biz, taze kanların hürriyete katan Bir nesliz, ülkemizde biziz biricik sultan, Tan yeri nur alıyor gururlu alnımızdan, Karşımıza çıkmayın başı dumanlı daÄŸlar, Bizden zafer müjdesi bekliyor anavatan. Kemalettin KAMU KOCATEPE Bir ulusta kan kaynamış AÄŸustos’un sıcağından. Nabzı odur, gündüz gece Vuruyor tarih içinde. Çaldıran’dan Yavuz aÄŸmış, Malazgirt’ten de Alpaslan. Alnından onlar öptükçe Yürüyor tarih içinde. Boz kalpağıyla kar yaÄŸmış Altın saçıyla gün vuran Bir canlı Kocatepe O. Duruyor tarih içinde… Ay-yıldızı gökte doÄŸmuÅŸ Yerde al kanla yuÄŸrulan Bayrağı öpe öpe O. Sarıyor tarih içinde Behçet Kemal ÇAÄžLAR 30 AÄžUSTOS Bugün güneÅŸ sevinçli, gülümsüyor yurduma, Vatanı saran düşman ermiÅŸ muradına, Bakın nasıl kaçıyor hiç bakmadan ardına, Zafer Türk milletinin, kavuÅŸtu öz yurduna. Dört yıl gece gündüz savaÅŸmıştık durmadan, Rahat nefes almadık vatanım kurtulmadan, Önümüzde altın saçlı ay bakışlı kumandan, Düşmanları mahvettik silahımız olmadan. Kadın, erkek yan yana, taÅŸ, deÄŸnek, kürek ile Düşmanları kovarken tepeler geldi dile, Ölüm korkusu yoktu, ölürken bile bile, İşte bu ruh bizleri destan etmiÅŸ dillere. Nazile Demir 30 AÄžUSTOS Her yıl bugün olur, Otuz AÄŸustos İçime bir ordu havası dolar. BaÅŸlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos, Bayrak imil imil, geçer ordular… Geçer tunç adımlar demir göğüsler, Geçer Mehmetçikler, geçer subaylar, Hepsinin alnında zaferden süsler. Geçer hayalimde bir bir alaylar. Geçer toplar, geçer atlar, yağız, al, Geçer daÄŸlar, geçer yollar, ÅŸehirler… Yangınlar üstünde ince bir hilal!.. Yaralılar düşe kalka geçerler. Çılgın bir istekle bu ÅŸan akını Afyon’dan, izmir’e kadar çağıldar. UnutmuÅŸ at gemi, kılıçlar kını, Can canı unutmuÅŸ zafere kadar. Ne var bu dünyada sana yakışan, Alnında bir zafer sabahı kadar; Sen Mehmetçik, söyle büyük kahraman, Sana zafer kadar yakışan ne var? Her yıl bugün olur, Otuz AÄŸustos, İçime bir zafer havası dolar. BaÅŸlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos, Bayrak imil imil, geçer ordular… Ahmet Kutsi TECER ZAFER BAYRAMI (30 AÄŸustos) KOCATEPEDEN İZMİR’E Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları! Afyonkarahisar-Dumlupınar büyük meydan muharebesinde zalim ve maÄŸrur bir ordunun asıl muharebe birliklerini inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necip milletimizin fedakârlıklarına layık olduÄŸunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk Milleti, istikbalinden emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı, yakından müşahade ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdirlerine vasıta olmak görevimi durmadan ve sürekli bir ÅŸekilde yerine getireceÄŸim. BaÅŸkumandanlığa tekliflerde bulunulmasını cephe kumandanlığına emrettim. Bütün arkadaÅŸlarımın Anadolu’da daha baÅŸka meydan muharebeleri verileceÄŸini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikri güçlerini, kahramanlık ve vatanseverliÄŸini, birbirleriyle yarışırcasına göstermeye devam eylemesini talep ederim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri! Türkiye Büyük Millet Meclisi BaÅŸkanı BaÅŸkumandan Mustafa Kemal 1 Eylül 1338 (1922) ATATÜRK’TEN BİR ANI BİR GÜN YANILMIÅžIM 25 AÄŸustos günü Mustafa Kemal, Keçiören’de yakın arkadaÅŸları ile bir arada idi. Çok yorgundu. Gece yarısı toplantıdan ayrılacağı sırada, arkadaÅŸlarına: - Düşmana hücum haberini aldığınız zaman hesap ediniz. OnbeÅŸinci gün İzmir’e varacağız, dedi. Bu kadar kısa zamanda hem düşmanın yenileceÄŸine, hem de ta İzmir’e varılacağına kimse inanmıyordu. Dudak bükenler, gülümseyenler oldu. 26 AÄŸustos sabahı Gazi, o büyük buyruÄŸu verdi: - Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! Buyruk yerine getirildi. Türk orduları 9 Eylül günü İzmir’e girdiler. Ankara’ya dönüşte coÅŸan, kabaran halkla birlikte, arkadaÅŸları da Gazi’yi karşılamaya gelmiÅŸlerdi. Onlara döndü: - Bir gün yanılmışım, dedi. Çünkü İzmir’e on beÅŸ günde deÄŸil, on dört günde varılmıştır. (Falih Rıfkı Atay) ATATÜRK ANLATIYOR BÜYÜK TAARRUZ KARARI Atatürk, Büyük Taarruz’a hangi koÅŸullar altında, nasıl karar verdiÄŸini “Nutuk”ta şöyle anlatır: “Saldırı için tekrar cepheye gitmeden önce, Ankara’da çözülmesi gereken bazı sorunlar vardı. Hükümet üyelerine saldırı emri verdiÄŸimi açıklamamıştım. Artık resmen onları haberdar etmek zamanı gelmiÅŸti. Bakanlar Kurulu toplantısı yaparak içiÅŸleri, dışiÅŸleri ve askeri durumları görüşüp tartıştıktan sonra saldırıya geçmek için görüş birliÄŸine vardık. BaÅŸka bir sorun dana vardı. Bize karşı olanlar ordunun çöktüğünü, kıpırdayacak durumda olmadığını, böylece karanlık ve bilmezlik içinde beklemenin felakete varıp dayanacağını kamuoyuna yayarak uyandırdıkları yankılar, aslında düşmandan iyice gizlemeye çalıştığım saldırı kararının gizli kalması bakımından yararlı sayılabilirdi. Fakat bu olumsuz propagandalar en yakın ve bize inanmış kiÅŸiler üzerinde bile olumsuz etkiler uyandırmaya baÅŸlamış, onlarda da tereddütler uyandırmıştı. Bu arkadaÅŸları da, yakında yapacağım saldırı hakkında aydınlatmam, altı yedi gün içinde düşmanın asıl kuvvetlerini yenilgiye uÄŸratacağıma inandırmam gerekiyordu. Bu görevi de yaptım. GörüşeceÄŸim kimselerle görüştükten sonra Ankara’yı terk ettim. Yalnız cepheye gidiÅŸimi birkaç kiÅŸiden baÅŸka bütün Ankara’dan gizledim. Benim kaybolacağımı bilenler, burada imiÅŸim gibi davranacaklardı. Hatta benim Çankaya’da çay ziyafeti vereceÄŸimi de gazetelerle duyuracaklardı. Trenle yola çıkmadım. Bir gece otomobille Tuz gölü üzerinden Konya’ya gittim. Konya’ya gelmekte olduÄŸumu orada kimseye telgrafla bildirmediÄŸim gibi, Konya’ya varır varmaz telgrafhaneyi denetim altına aldırarak Konya’da bulunduÄŸumun hiçbir tarafa bildirilmemesini saÄŸladım. Amacım, durumu mümkün olduÄŸu kadar dünyadan gizlemekti. Çünkü düşman ordusunu tümüyle yok edeceÄŸimizden emindim. Bunu anlayıp düşman ordusunu felaketten kurtarmak isteyeceklerin yeni giriÅŸimlerine meydan vermemeyi uygun buldum.” FERAH BİR AÄžUSTOS AKÅžAMI — Gazeteye geldiÄŸim zaman, Anadolu’nun birdenbire kapandığını söylediler, İstanbul ve Türkiye’nin iÅŸgal altındaki köyleri ile memleketin öbür kısmı arasında hiçbir ilgi kurmaya imkan yoktu. O sabahki heyecanımın ÅŸimdi bile gönlümü ürperttiÄŸini duyuyorum. — Acaba Yunanlılar mı saldırıya geçtiler? — Belki de bizimkiler… — Canım biz saldırıya geçebilir miyiz? —Nasıl bir haber almalı idik? Bütün günümüz adeta merak sancısı içinde geçti, Sonunda İstanbul’da yayınlanan ilk rivayetler çıktı. Biz saldırıya geçmiÅŸtik ve başımızı Yunan ordusunun çelik kayalarına boÅŸ yere çarpıp duruyorduk. Türk Ordusunun bir saldırı savaşına giremeyeceÄŸi fikri bizim neslimiz için deÄŸiÅŸmez kararlardan birisiydi. Ordumuzun kahramanlığına bel baÄŸlardık, fakat onun ancak dayanma mucizeleri verebileceÄŸini sanırdık. Rumca gazetelerin haberleri ile merakımız biraz asalsa da, kaygımız ateÅŸ gibi yanıyordu. Saldırı sökmüş olsa, bir bildiri verirlerdi. Durduk mu? Geriledik mi? Ah, hiç olmazsa bir iki kasaba alsak da öyle dursak… AkÅŸamüstü beynimizin içinde aynı burgu, kalbimizin içinde aynı aÄŸrı. Büyükada’ya gidiyorum. Aydınlık, ferah bir aÄŸustos akÅŸamı… Köpüklü, uyanık ve neÅŸeli bir deniz… Güverte tıka basa dolu… Türkçe konuÅŸmayanlarda birbirinin sözünü kapan bir sevinç var. Sadece bu sevinç bizi yıkmaya yeterdi. “Ne olmuÅŸtu?” diye sormaya korkuyorduk. Sormaya cesaret edemediÄŸimiz sorunun karşılığı kendiliÄŸinden yayılı verdi: BaÅŸkomutan Mustafa Kemal PaÅŸa bütün karargâhı ile birlikte tutsak olmuÅŸ… Acı, insanları öldürmez derlerse, bu söze inanınız. Kalp denilen ÅŸeyin ne kadar dayanıklı bir maddeden yapılmış olduÄŸunu ben, o akÅŸamüstü Büyükada vapurunun güvertesinde öğrendim. Ölümü bir uyku gibi arayarak sabahı ettik. İlk vapurun en görünmez köşesine sığınarak, iki büklüm Köprü’ye indik. Bütün Türkleri yas İçinde bulacağımı sanıyordum. MeÄŸer ne kadar soysuzluÄŸa uÄŸramışız. Bu gülüşler, bu çırpınışlar, bu el sıkışlar neydi? MeÄŸer bütün karargâhı ile BaÅŸkomutan Mustafa Kemal deÄŸil, Yunan BaÅŸkomutanı Trikopis tutsak olmuÅŸ… Ben, ömrümde hiçbir edebiyat eserinde, ordulara “İlk hedefiniz Akdeniz” olduÄŸunu bildiren gündelik emri okurken duyduÄŸum zevki duyamadım. Bu, bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün ÅŸiirlerin üstünde bir ÅŸiirdi. Ne olmuÅŸtuk, biliyor musunuz? KurtulmuÅŸtuk. Ah Mustafa Kemal, sana ölünceye kadar o günün sevincini ödeyebilmekten baÅŸka bir ÅŸey düşünmeyeceÄŸim. (Falih Rıfkı Atay)
Malazgirt Savaşı’yla (1071) 26 AÄŸustos’ta Anadolu’nun Türklere kapıların açan kahraman ordumuz; BaÅŸkomutanlık Meydan Muharebesi’yle de Anadolu topraklarının Türk Vatanı” olduÄŸunu önünde durulmaz bir iradeyle düşmana ispatlamıştır. Ve yine ulusumuzun iradesiyle Cumhuriyet kurulmuÅŸtur.




